Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

 

ÇOCUK EĞİTİMİNDE ANNE-BABAYA ÖNERİLER

 

Gençlerin toplum içinde bize yaşattıkları olumsuzlukları gördükçe herkesin bu gençlerin ana-babalarını suçladıklarını görürsünüz. Hepimiz su sözleri hep duyarız: Anne-babaları bu çocuklara hiç mi terbiye vermemiş? Bunların ailesi hiç mi ilgilenmiyor bun.arla, böyle sorumsuzca çocuk yetiştirilir mi hiç? Hep aile suçludur. Eğer onlar çocuklarına yeterli ve mükemmel eğitim verselerdi çocuklar böyle mi olurdu? Ah şu aileler yok mu, "saldım çayıra, mevlam kayıra" usulüyle hiç çocuk mu yetiştirilir? Evet okulda yöneticiler ve eğitimciler onları suçlar, politikacılar onları suçlar, kanun uygulayıcıları onları suçlarlar. Hep anne-babalar suçlanır. Suçlamak kolaydır önemli olan çözüm getirmektir. Anne-babalar suçlanıyor ama onların karşılaştıkları problemlerde onlara kim yardımcı olacak. Onlar neyi yanlış yaptıklarını, nasıl yapmaları gerektiğini nereden öğrenecekler.

 

" Karanlığa küfredeceğine bir mum da sen yak."  Konfiçyus

 

Maalesef anne-babalar suçlanır ama eğitilmez. Her yıl milyonlarca genç çift, en zor meslek sayılan anne-babalığı üstlenir. Tümüyle aciz ve çaresiz bir bebekten, katılımcı, üretici, iş birliğini ve insanlara yardımı seven, vatanı için çalışmaya azimli insanlar yetiştirme sorumluluğunu yüklenir. Bundan daha zor ve özveri isteyen bir meslek var mıdır? Kaç anne-baba bu meslek için eğitilmiştir? Şu an çalıştığımız işlerimizi yapabilme adına her birimiz bir eğitimden geçmişizdir. Dört, beş yıllık fakülteleri bitirmeden hiçbir işin sertifikasını bizlere veremiyorlar ama anne-baba olma sertifikası almadan çocuklar yetiştiriyoruz bunun sorumluluğunu kim taşıyacak, yalnızca anne-babalar mı?

 

Bu gün ergenlik çağına gelen binlerce genç kendilerine göre geçerli nedenler yüzünden anne-babalarını "işten atmışlardır". "Annem-babam benim yaşımdaki gençleri anlamıyor." "Her gece eve döndüğümde konferans dinlemekten bıktım." "Anne-babama hiçbir şey anlatmam. Anlatsam da anlamıyorlar." "Keşke annem-babam beni rahat bıraksa."

"En kısa zamanda evden ayrılacağım. Her konuda sürekli başımın etini yemelerine dayanamıyorum."

Bu çocukların anne-babaları, dile getirdikleri aşağıdaki sözcüklerle
çocukları tarafından "işten kovulduklarının" farkına vardıklarını
göstermişlerdir, artık onlar üzerinde tesir güçleri kalmamıştır.

 

 

 

 

 

"On beş yaşındaki oğlumu-artık hiç etkileyemiyorum."      

"Onunla uğraşmaktan artık vazgeçtim."

"Nereye gittiğini, ne yaptığını anlatmıyor. Ona nerdeydin diyorum; beni

ilgilendirmediğini söylüyor."

"Bizimle konuşmuyor. Biz konuşmaya çalışınca; "rahat bırakın beni" diye

çıkışıyor.

Neden bu kadar çok sayıda genç anne-babalarına "düşman" olarak görmeye başlıyor? Neden bugün evlerde kuşaklar arası ayrılık bu denli yaygın? Neden toplumumuzdaki anne-babalar ve çocuklar kelimenin tam anlamıyla birbiriyle savaşıyorlar? Ne yapmamız gerekiyor?

 

Seminerlerimizde "ilk çocuk sayesinde deneme-yanılma yoluyla anne-babalığı öğrendiğimizi, daha sonrakilerde aynı hatalı davranışları sergilemediğimizi" ifade ettiğimizde anne-babalar acı-acı gülümsüyor. Onların bu durumu bizi de derinden yaralıyor. Bu çalışmamızla toplumumuza sevgi dolu, mutlu, insanlarla barışık, sorumluluklarının bilincinde, ülkesi için çalışmaya azimli gençler yetişmesinde katkı sağlayabilirsek, bahtiyar olacağız. Bu duygu ve düşüncelerle böyle bir gayret içine girdik inşallah /Allah bizi mahcup etmez. Kalplerimizde birbirimize karsı "sevgi" bulunduğu müddetçe üstesinden gelemeyeceğimiz hiçbir şey yoktur. Kalplerdeki sevgiyi arttırma ümidiyle su yazıyı okuyun.

 

SEV6İ ADACIKLARI

Eski İspanyol haritacıların sevgilileri harita çizilirken “Benim için de bir ada çiz " derlermiş, İspanyol haritacısı da sevgilisi için gerçekte olmayan bir ada çizermiş . Eski İspanyol haritalarında böyle "Sevgiliye armağan adacıklar" olurmuş . Kristof Kolomb bir deniz seferinde, haritadan anlayan bir İspanyol’a gemide suların azaldığını, haritada görülen şu adacıkta içme suyu bulunup bulunmadığını sorunca İspanyol gülümsemiş "Etendim, o adanın var olduğunu sanmıyorum. Onu çizen haritacı sevgilisine çizmiştir" demiş ve gerçek ortaya çıkmış. Aksit Göktürk1 ün "Edebiyatta Ada"  yapıtını okuduğunda çok gülmüştüm. Sevgilisinden"Haritada bir ada" isteyen İspanyol kadın da, ona adayı armağan eden İspanyol haritacısı da ne güzel bir şey yapmışlar. İngiliz Kralı Edward da sevdiği kadına bir "Krallık" armağan etmiştir de nice kadını heyecandan titretmiştir. Bayan Simpson için krallığından vazgeçmesi zamanının Leyla-Mecnun öyküsünü yaşatmıştır . Çizecek haritası olmayanlar, vazgeçecek krallığı olmayanlar ne yapsın ? Bütün bunlar sembol değil mi ? Haftalardır görmediğimiz bir dosta bir kart göndermek aklımızdan bile geçmez. "Aynı kentteyiz, nasıl olsa yakınız" diye düşünürüz ... Oysa değilizdir.

İnsan insanı kaybediyor. Ve bulamıyor. Aynı kentte olsa da .Aynı semtte olsa da... Aynı evde olsa da ... Sonra da soruyoruz ... "Neyim var, ne oluyor, eksiklik ne ?" Eksilen insan. Ve kendimiz. Bir haritaya bir ada çizip de "Bu senin adan" demeyi unutuyoruz. Oysa herkesin bir adası olabilir. Denizler öyle büyük ki. Duyguları unutuyoruz ... Düşünceleri, sevgiyi, sözleri, dokunuşları, davranışları, dostluğu unutuyoruz... Kendimizi beklemeye alıştırıyoruz ... Sonra da neyi beklediğimizi unutuyoruz... Eksiliyoruz. Neden eksildiğimizi bilmeden...

 

ÇOCUKLARIMIZIN BİZİ NASIL MUTLU EDECEĞİNİ DÜŞÜNÜYOR. FAKAT ONLARI NASIL MUTLU EDECEĞİMİZİ HİÇ DÜŞÜNMÜYORUZ.

 

Ah Ya Rabbi! Bu zamanda mesut insanlar ne kadarda azaldı. Kimi işinden kimi eşinden, kimi arkadaşından, kimi komşusundan şikayetçidir. Kimi para ve mevki peşinde koşmaktan, kimi falanca zengine kızmaktan kendini yer bitirir.

Eğer elimde olsaydı, mutsuz ve memnuniyetsiz insanlara ^ çocuk yapmalarını yasaklardım. Kocasını sevmeyen kadın kendisine arkadaş olsun diye çocuk doğurur. Bir başkası "çocuğu yok" demesinler diye çocuk yapar. Kimi de "yaşlandığım zaman bana baksın" diye çocuk ister.

Hayal kırıklığına uğramış, hayatta umduğunu bulamamış kimseler, hayallerini gerçekleştirmek için çocuğu kullanırlar. "Benim yapamadığımı çocuğum yapacak, benim olamadığımı çocuğum olacak" derler.

Bence esas hata şuradadır. Biz; çocuklarımızın bizi nasıl mutlu edeceklerini düşünüyor, fakat onları nasıl mutlu edeceğimizi hiç düşünmüyoruz. Çocuğu istesin veya istemesin, sevsin veya sevmesin, bir sürü şeyler öğretiyoruz. Neden ? "Ne harika çocuğu var" desinler diye!

Ne olur! "çocuğunuzu ihtiraslarınıza kurban etmeyin!"  

 

 BİR ANNEYE MEKTUPLAR adlı  kitaptan

"Hiç birimiz mükemmel değiliz; ama çoğu zaman başkalarından ve özellikle çocuklarımızdan mükemmel olmalarını isteriz"

"Olumlu çocuk yetiştirmenin ilk şartı, olumlu anne — baba olmaktır.

Neysek onu öğretiriz"

"İyi. eğitilmiş ve topluma kazandırılmış bir genç hem ailesi, hem de toplum için bir servettir."

"Unutmayın bazı kayıplar vardır ki asla telafisi mümkün değildir. Bazı hatalar vardır ki bunların onarımı imkansızdır. İşte çocuklarımız da böyledir hata ve kayba uğramaması gereken önemli varlıklardır."

 

"Anne-Babanın görevi çocuğunu keşfetmek, onda olan yeteneklerin gelişmesini sağlamaktır; yoksa onu her yaptığından dolayı eleştirmek değil."

"Çocuklar sözlerden ziyade davranışlardan etkilenirler. Öyleyse siz de davranışlarınızda hep samimi ve dürüst olmalısınız."

w Ailenin veremediği ve eksik bıraktığı terbiyeyi ne okul ne de toplum verebilir. Siz anne-babalar ! Gül fidanı yetiştiren, her türlü hürmete layık bahçıvanlarsınız"

 

 

 

 

ANNE-BABALARIN DİKKAT ETMESİ  GEREKEN  BAŞLICA NOKTALAR.

 

l-    ÇOCUĞUNUZU TANIYIN

Anne-babalar özellikle çocukları tanımalı, onları ilgi ve yetenekleri

doğrultusunda yönlendirmelidir. Bu konuda kendi tutku ve arzularına göre değerlendirme yapmamalıdır. Çocukların çeşitli derslere olan yetenekleri ayrı ayrıdır. Her dersten aynı başarıyı beklemek, çocuğu kabiliyetinin olmadığı bir sahada zorlamak ve onu boşu-boşuna gerilim ve stres içine atmak demektir.

Bu durumdaki bir çocuğun mutlu ve huzurlu olması mümkün değildir.

Yetenekleri yeterince işlenen her insan mutlu olur. Mutlu olan her insanda

başarılı bir yol tutturur. Fakat başarılı olan her insan mutlu değildir.

Çocuklarımızın mutluluğu bizce her şeyden daha önemli olmalı. Seminerlerimde çocuğumuzu tam olarak keşfetmeden, onu gerçek

anlamda geliştirip, yetiştirmenin mümkün olmadığını söylerim. Ve Ailelerin

çocuklarının dersleri konusunda gösterdikleri hassasiyeti onların

davranışları ve kabiliyetleri konusunda göstermediklerini dile getiririm.

Çocuğumuzun ders başarısı konusunda gerçekten çok hassasızdır ve bu

konuda bütün derslerinin iyi olması için çırpınırız. Acaba bizim

çocuğumuzun gerçekten bütün derslere kabiliyetleri aynı düzeyde midir?

Ya da bütün derslerinde aynı düzeyde başarılı olması mümkün müdür?

Neden su anda üniversite sınavlarına girişte sayısal, sözel, dil ve özel

kabiliyet diye ayırım yapılmaktadır?

 

Bir gün öğretmen arkadaşlarla çocuklarımızın ders durumlarını

incelediğimiz bir toplantıda bütün arkadaşlar bir öğrencinin ilgisizliğinden

ve bütün derslerinin zayıf olmasından bahsediyorlardı.

Ben dedim ki; "Bu öğrencimizin bütün dersleri mi zayıf?"

Resim öğretmenimiz; "Hocam! Resmi mükemmel ve biliyorsunuz bize

resimde il çapında dereceler getiriyor."

Gerçekten de o çocuğumuz katıldığı resim yarışmalarında bize hep dereceler getiriyordu. Şu an Japonya' da yapılan bir yarışmaya onun enfes bir resmini gönderdik ve buradan da bir ödül gelmesi beklentisi içindeyiz. Şimdi milyonda bir insanda bulunan sanatsal zekaya sahip böyle bir çocuğumuz, matematik ve sosyali zayıf diye başarısız mı kabul edilecek? Ne olur! Çocuklarımızın kabiliyetleri doğrultusunda beklenti içinde olalım. Yoksa kabiliyetli olmadıkları sahada onlardan başarı beklersek onları hayal kırıklığına uğratmış, onlara en büyük kötülüğü yapmış oluruz.

Öğretmen olan bir velimiz seminerimden sonra başından geçen şu

ilginç olayı anlatmıştı;

"Matematik dersi zayıf olan bir öğrenciye özel ders veriyorum. Ama çocuğa ders anlatmak ölüm. Benden durmadan izin istiyor. Basit bahanelerle dersten sürekli kaçıyordu. Bir türlü derse konsantre olamıyordu, daha sonra (7 veya 8 yıl) onunla karşılaştık. Bana "güzel sanatlara girdiğinden, karakalem resim çalışmalarında Türkiye' de dereceler kazandığından ve çok mutlu olduğundan" bahsetti. O zaman kendi kendime boşu boşuna o gençle uğraşmışım diye düşünmüştüm. Bana neler çektirmişti." Ben de velimize ; "Acaba oda sevmediği ve istemediği bir dersi zorla alırken neler çekmişti." Dedim ve gülüştük.

 

DİKKATİ EVİNİZ 6İZLİCE DİNLENİYOR!

Çocuklarımızın her kulakta birer tane olmak üzere iki mikrofonları vardı Bu aşırı hassas aletler duyduğu her duayı, söylenen her şarkıyı, normal konuşmaları ve her tip dili kaydeder, alır. Bu her şeyi duyan mikrofonlar duydukları her şeyi duyarlı ve hassas olan akıla iletirler. Daha sonra bu sesler çocuğun kelime hazinesini oluşturur ve davranışlar için

temel hazırlarlar Anonim

 

2-    ÇOCUĞUNUZU ELDE EDİN.

İŞTE BUNUN SIRRI; ( KABUL-ONAY-DEĞERİNİN BİLİNMESİ )

Kabul-Onay ve değerinin başkalarınca bilinmesi insanın içini kemiren açlıkların, susuzlukların en şiddetlisidir. İnsanların bu açlığını ve susuzluğunu tatmin etmeyi bilen çok ender insanlar, başkalarını avuçlarının içinde tutarlar.

İnsanları en son moda elbise giymeye, en yeni otomobili kullanmaya. çocuklarından övünerek söz etmeye sevk eden, bu duygu ve isteklerdir. yazarlara ölmez yapıtların, yazdıran, Bill 6ates, Rockefeller, Koç ve Sabancı’ları zengin olmaya teşvik eden neden de aynıdır

Bir takım delikanlıları, gangster olmaya yönelten de bu duygu ve isteklerden başka bir şey değildir.

Eğer size değer verir ve sizi yüceltirsem ben, daha çok sever ve yaptıklarımı onaylarsınız. Hatta size değer verdiğim için bana minnettar kalırsınız. Bir insanın kendisini değersiz hissetmesine neden olursanız, çok büyük bir çöküntüye uğramasına yol açarsınız. Bir insana yapılan kaba davranışlar, onun benlik duygusunun incinmesine ve kendini. Değersiz hissetmesine neden olur.

 

Eğer bu üç davranış durumunu (Kabul-Onay ve Değerinin başkalarınca bilinmesi) hayatımızda uygulayabilsek, hayatta neler elde edebileceğimize şaşarız.

 

1-KABUL

Kabul bir vitamindir. Hepimiz, olduğumuz gibi kabul edilmeye açlık duyarız. Birlikte olduğumuzda gevşeyebileceğimiz birini isteriz. Pek azımız genel olarak dış dünyayla ilişkilerimizde tamamen "kendimiz" olma cesaretini gösteririz. Ancak yanındayken kendimiz alabileceğimiz, birlikteyken kendimiz olmayı göze alabileceğimiz birini isteriz, zira onun bizi kabul edeceğini biliriz.   

Gariptir başkalarını kabul eden ve onları oldukları gibi beğenenler, başkaların davranışlarını iyi yönde değiştirmede en başarılı olanlardır.

Başka insanların nasıl davranmaları gerektiği üzerine katı kişisel kurallar oluşturmayınız. Karşınızdakine "kendi olma hakkını" tanıyınız. Biraz tuhaf bir insansa, bırakın öyle olsun. Sizin her yaptığınızı yapmasını ve her beğendiğinizi beğenmesini beklemeyiniz. Sizin yanınızdayken rahatlamasını sağlayınız.

Bir psikologun ifade ettiği gibi, "Hiç kimse, bir diğerini yeniden biçimlendirme kudretine sahip değildir ancak, karşınızdakini olduğu gibi beğenmekle, ona kendisini değiştirme gücünü vermiş olursunuz. "

Psikanalistler insanların daha iyi olmalarına nasıl yardım ederler? Hasta kendisini olduğu gibi kabul edecek birisini bulmuştur. Yaşamında ilk kez; korkularını, utandığı şeyleri açığa çıkarır ve doktor da şaşkınlık, dehşet ve ahlaki yargılama göstermeksizin dinler. Tüm "utanç verici" özelliklerine ve kusurlarına rağmen onu kabul eden bir insanoğlu bulduğu için, kendisini kabul edilebilir görür ve yeniden daha iyi bir yaşama doğru yoluna devam eder.

Bir psikanalistin dediği gibi:"Eğer insanlar "kabul" konusunu gerçekten uygulasa, çok kısa sürede işimizden oluruz."

Herkesin açlığını duyduğu birinci sihirli şey kabuldür. Tüm dünyaya karsı duran, insanların en acımasızı dahi, kendisinin kabul görmesine gereksinim duyar, örneğin;

Mitler etrafına kendisini beğenmekte olan insanlardan ufak bir gurup toplar ve her gittiği yere onları da beraberinde götürürdü.

Gençlik çeteleri; toplumun başka kesimlerince yada ailelerince kabul görmeyen bu çocukların, çete üyelerince kabul görerek biraz kişisel önem, biraz da ait olma duygusu kazanmaları sonucu ortaya çıkmaktadır.

Çocuğunuzu olduğu gibi kabul ederseniz istediğiniz gibi olacaktır.

 

Hz. Peygamber' in hayatına baktığımızda çocuklara karşı tam bir "KABUL davranışı" gösterdiğini görürüz; Hz. Enes, çocukken 10 sene Hz. Peygamberin yanında bulunmuştur. Fakat Hz. Peygamber bırakın ona vurmayı, bir kere bile "of be" dememiştir. Hatta Enes, onun hoşlanmadığı davranışlar sergilediğinde "ne kötü yaptın" diye bir söz dahi söylememiştir. Hz. Enes 'in anlattığına göre, birisi "keşke şöyle yapsaydın" diyecek olsa Hz. Peygamber: "Bırakın çocuğu O Allah'ın murad ettiğinden başka bir şey yapmamıştır" demiştir.

Evet çocuğu yetiştirmede ince hüner; onu dövmeden, azarlamadan, hareketlerini sınırlamadan ve bazı hürriyetlerini almadan büyütmektir. Görüldüğü gibi Hz. Peygamber bura da tam bir "KABUL mesajı" sergilemektedir.

Çocuğunuz da dahil olmak üzere herkes anlaşılmayı, kabul görmeyi ve kendini önemli hissetmeyi ister.   Zig Zİ6LAR

 

 

Çocuklarınızı oldukları gibi kabul ederseniz onlar sizden su beş mesajı almış olurlar:

1-Ben varım.

2-Ben doğalım

3-Seviliyorum

4-Değerliğim.

5-Güvenebilirim.

 

 Eğer oldukları gibi kabul etmezseniz bunların tersini algılarlar.

1-Ben yokum

2-Ben doğal değilim.

3-Sevilmiyorum.

4-Değerli değilim.

5-6üvenemem.

 

Çocuklarınızı oldukları gibi kabul edin. Kendileri olmalarına izin verin. Sizin kendisini beğenmeniz için kusursuz olmasında ısrarcı olmayın, inandığınız doğruları yasaması adına ona baskı ve diretme uygulamayın. Aynını yapmasını beklemeyin.

Her şeyden önemlisi kabul konusunda pazarlığa girmeyin. Asla söyle demeyin "Bunu veya sunu yaparsan veya bana uyacak biçimde bazı yönlerini değiştirirsen, sana kabul gösteririm." Bu göstermemiz gereken ilgi ve sevgiyi bazı şartlara bağlamaktır. Ailelerin  çoğu maalesef bunun çocuk üzerindeki etkisini görememekte ve "koşullu sevgi" göstermektedir.

 

Mesela: "Taktir alırsan benim oğlumsun."

" Ben tembel çocuk istemem."

" şımarıklık yapma yoksa annen olmam."

Ayrıca "kıyaslama" da kabul edilmemenin göstergesidir. Kıyaslanan kişi değersiz olduğunu, varlığından memnuniyet duyulmadığını ve sevilmediğini hisseder.

"Ali kadar kafan çalışmıyor." ( Çocuk söyle düşünür; Ali gibi olmadığım için beni sevmiyorlar.)

 

Seminerlerimde farkına varsak da varmasak da her gün 3000-3500 adet mesaj alış verisinde bulunduğumuzu ve bu mesajlarımızla ya birilerinin kalbini kazandığımızı yada kaybettiğimizi dile getiririm ve "Acaba biz çevremize, dostlarımıza, esimize, çocuklarımıza ne mesajı veriyoruz?" diye sorarım. Ve bu mesajları nasıl dile getirdiğimizi söyle anlatırım.

 

KABUL MESAJI; Baba çocuğunun elinden tutmuş parkta gezdiriyor. Bu sırada çocuk ayağını bir yere çarpıyor ve ağlamaya başlıyor. Kabul davranışı gösteren Baba; Çocuğunun göz hizasına kadar eğilir ve sorar "Neresi açıyor oğlum, çok mu acıyor ?" ve çocuğun acıyan yerini öper . Çocuk artık acı falan hissetmiyordur neden? Çünkü baba Oğlum seni seviyorum, sen benim için değerlisin, ben senin acının farkındayım, ben de senin acını paylaşıyorum. Mesajı vermektedir.

 

REDDETME MESAJI; Reddetme davranışı gösteren Baba; "Sus bakayım “erkek adam ağlamaz" diyor ve çocuğun kafasına vuruyor. Senin duygu ve düşüncelerin benim için önemli değil, ben senin acını duymuyorum ve acını paylaşmıyorum. Mesajı vermektedir

 

UMURSAMAMA MESAJI; Umursamama davranışı gösteren baba; çocuk ağlamasına rağmen kocaman-kocaman adımlarla yürür, çevresinde gördüğü dost ve arkadaşlarıyla çocuğunun ağlamasına aldırış etmeden onlarla konuşmaya devam eder. Sanki çocuk gezdirmiyor elinde paket taşıyor gibidir. Bura da baba şu mesajı veriyor; Sen yoksun, benim için hiçbir değer taşımıyorsun. Senin varlığını bile kabul etmiyorum. Seni insan yerine koymuyorum.

İnsanı en çok deliye döndüren mesaj umursama mesajıdır. Bu mesajı bir resmi dairede bizi görmesine rağmen yüzümüze bile bakmayan bir memurdan, sırada olmamıza rağmen "biz orda yokmuşuz" gibi önümüze geçen birisinden değişik zaman ve mekanlarda almışızdır. Ve sinirlenmiş, deliye dönmüşüzdür.

 

Yeniden soruyorum; "Acaba biz çevremize, dostlarımıza, eşimize, çocuklarımıza ne mesajı veriyoruz?"

Verdiğimiz mesajlarımızı düzeltmeden, ilişkilerimizi düzeltmemiz mümkün değildir.

 

2-ONAY

Herkesin açlığını duyduğu ikinci sihirli şey onaydır. Kabul, genelde olumsuzdur. Diğer insanı hataları ve kabahatleriyle kabul edip yine arkadaşlığımızı vermedir. Ancak onay, daha olumludur. Onayladığımız kişinin hatalarına hoşgörü göstermenin ötesinde, onda sevebileceğimiz olumlu bir şeyler bulmadır.

Karşımızdakinde her zaman onaylayacağınız ve her zaman onaylamayacağınız bazı şeyler bulabilirsiniz. Bu ne aradığınıza bağlıdır.

Olumsuz kişilikler içimizdeki en kötü yanları bulup çıkarır, zira hep kusurlu yanlarımızı ararlar. Olumlu kişilikler onaylayacakları bir şey bulup çıkararak içimizdeki iyiyi ortaya koyar. Onların onayında, tıpkı gün ışığındaki gibi gevşeriz; bu duygu o denli hoştur ki, yeniden onaylanmak ve bu hissi tekrar yaşamak için başka özellikler geliştirmek üzere çalışmaya baslarız.

Bir çocuk psikologu kendisine "ıslah olması mümkün değil" diye getirilen bir çocuktan bahsediyor: 'çocuğun "denetlenemez"olduğu söyleniyordu, içine kapanıktı; ilk zamanlar konuşmadı bile. Ele gelir hiçbir "tutar yanı" yokmuş gibi görünüyordu. Çocuk oymacılık yapmaktan hoşlanıyor ve bunu iyi yapıyordu. Evde mobilyaları oymuş ve bu yüzden ceza görmüştü. Ona birkaç oyma bıçağı ile yumuşak ahşaptan oluşan bir oymacılık takımı satın aldım. Yaptıklarını inceleyerek "Biliyor musun?"dedim, "şimdiye kadar tanıdığım çocukların içinde oymacılığı en iyi yapan sensin."

Kısa sürede onaylayacak başka şeylerde keşfettim ve günün birinde, bir şey söylenmesine zaman bırakmadan kendi odasını toplayarak herkesi şaşırttı. Ona bunu neden yaptığını sorduğumda "Bunun sizin hoşunuza gideceğini düşündüm." Dedi

 

Çocuğunuzun onaylayacağınız bir yönünü arayın. Bu küçük şey önemsiz bir şey olabilir. Ancak çocuğunuz, bu hususu onayladığınızı bilsin; böylelikle gerçekten onaylayacağınız şeyler ortaya çıkmaya başlayacaktır. Çocuğunuz sizin gerçek onayınızın tadına vardığında, başka şeyler için de onay alabilmek için davranışlarını değiştirmeye başlayacaktır.

 

        3-ONLARA DEĞER VERDİĞİNİZİ GÖSTERİN:

Sadece sizin için önemli olan şeyleri "fark ettiğinizi" hiç düşündünüz mü? Bu nedenle, birisi bizi "fark ederse" bize karşı büyük iltifatta bulunmuş olur. Bize önemimizi kabul ettiğini göstermektedir. Bu durum, moralimizi büyük ölçüde yükseltir. Biz de daha dost, daha uyumlu olur ve daha çok çalışırız.

"Her çocuk üzerinde görülmez bir levha taşır. Ne yazar bu levhada; "Ben önemliyim", "ben değerliğini", "beni kabul edin."

Dikkat ettiyseniz küçük çocuklar dayanılmaz bir fark edilme arzusu duyar. "Bak anne, bak!" ve "baba , gel de bana bak!" tüm ana-babalara duyduğu aşina cümlelerdir. Ancak çocuklar fark edilmeyi genellikle daha dolambaçlı yollarla ararlar. Yemek yemeyi reddetme, kafasını duvara vurma, bir şeyleri kırıp-dökme, kardeşine vurma gibi.

Eşlerin de en sık şikayet ettikleri konunu "fark edilmemektir". Pek çok koca, eşinin yeni elbisesini yada saç modelini fark etmediğinde neden kırıldığını anlayamaz. Ama bu davranışı; kadına göre kocasının onu dikkate değecek kadar önemli bulmadığı anlamını taşır. Ayrıca eve gelen misafirlerden de hep yemekler çok güzel olmuş, ellerinize sağlık sözü kadınların beklediği can alıcı iltifatlardan değil midir? Burada şu vardır ; o kadın misafirleri için inkar edilmez bir emek harcamıştır. Ve bunun fark edilmesini beklemektedir.

Evdeki münakaşa ve tatsızlıklarda en çok duyduğumuz sözlerden biri de bunun için "Sana da ne yaptıysak yaranamadık" dır.

 

“İnsanların değerini hissettirebileceğin fırsatları kaçırma”

J.H. BROWN

 

"Sadece insanlara değer verdiğinizde onlarla bağ kurup liderlik yapabilirsiniz"  Jim DORNAN

 

BAŞARININ ARKASINDA KABUL-ONAY VE DEĞER VERMEYİ BULURUZ.

Eğitim araştırmacısı Benjamin Bloom Chicago Üniversitesindeki bir grup araştırma asistanı ile birlikte alanlarının en iyisi, en başarılısı olan 120 süper star üzerinde beş yıl süren bir araştırma yaptılar. Bu starlar arasında olimpik yüzücüler, tenisçiler, piyanistler, heykeltıraşlar, dünya çapında tanınmış olan matematikçiler ve bilim adamları vardı

Sonuç   çok   şaşırtıcıydı.    Eğitim   araştırmacıları   bu   tip   süper starların   doğuştan   böyle   olmadıklarını   fakat   bu   yönde   eğitilip büyütüldüklerini   saptadılar.   Bu   kişilerin   yetenekleri   bir   birinden farklı  olmasına  rağmen,   yaşadıkları   çocukluk  deneyimleri   hemen hemen bir birbirinin   aynıydı.

 

Bu çocukların en önemli ortak özelliği dikkatli, uyanık ve çocuklarına "önem veren" anne-babalara sahip olmalarıdır. Böylelikle anne-babalar tarafından sahip olunan yetenek sinyalleri erkenden keşfedilmiş ve desteklenmişti. Örneğin; Beş yaşındaki bir kız çocuğu piyanonun tuşlarına oyun oynarcasına büyük bir heyecanla vurduğunda, Annesi;"Bu çok güzel" demiş. Bunun anlamı anne müziği seviyor ve kızının da müzikle ilgilenmesini uygun buluyor ve onaylıyor. Bir matematikçinin ebeveynleri, çocuğun matematik problemlerinin üstesinden tek başına gelmesini ödüllendirmiş.

Görüldüğü gibi anne-babalar bir faaliyeti onaylarlar ve bir başkasını ihmal ederler ve çocuklar bu tepkilere karşılık verirler.

Bu anne-babalar çocuklarının kabiliyetlerini işlemek için. çocuklarla iyi iletişim kuran, sıcakkanlı, arkadaş canlısı ve çocukları takdir etmeyi bilen öğretmenleri arayıp buldular. Bu anne babalar çocuklarının sahip oldukları yeteneklerden çok memnunlardı ve yardim etmek için ellerinden geleni yapıyorlardı.

Gördük ki cesaretleri kırıldığında anne-babaları onlara "yapamıyorsun. başaramayacaksın" yerine; "yapabileceklerine" inandırmış. Genç bir yüzücü bir üst yaş grubunda yarışmaya başladığında, kendisini katıldığı tüm yarışmaları kaybeder halde bulmuş ve bu işi bırakmayı istemiş. Ama babası ona; "Sadece bir kez kazanana kadar bu işe asıl. Kaybettiğin için sakın pes etme" demiş. Ve zamanla çocuk kazanmaya başlamış ve yeteneğini geliştirmeye devam etmiş.

Bu anne-babalar çocukları yarışmayı kazanınca onları alkışladılar, kaybedince de onları rahatlattılar. Eğer bir çocuk, en son yaptığından daha çok şey başarır ve daha gayretli davranırsa bile bu bir zaferdir. Kaybedilen bir yarış ise neyin üzerinde daha çok çalışmak gerektiğini gösteren bir uyarı noktasıdır.

Ama şu da bir gerçektir ki; bir yerden sonra her şey çocuğa bağlıdır. Bazı anne-babalar kendi çocuklarından daha yetenekli olan fakat bu derece çok ve ağır bir tempo ile çalışmak istemeyen çocuklar olduğunu hatırlarlar. Süper starlar bunun tam aksine, bir dizi seçim yaptılar. Ya okul faaliyetleri ile yaptıkları çalışmaları birlikte götüreceklerdi ya da "sağda solda sürterek vakitlerini boşa harcayacaklardı." Gençlik çağına girdiklerinde yetenekleri için haftada 25 saat harcamaya başladılar. Bu süre okul da dahil olmak üzere başka bir faaliyete harcadıkları zamanın çok üzerindeydi. Bu gözünüze   çok  gelebilir,   oysa  günümüzde   bir  çocuğun  televizyon seyrederek harcadığı süre bundan çok daha fazladır.

 

 

 

 

ÇEVRENİZDEKİLERE ONLARI KABUL ETTİĞİNİZİ;

ONAYLADIĞINIZI VE DEĞER VERDİĞİNİZİ NASIL

HİSSETTİRECEKSİNİZ ?

 

Hissettirme yollarının bazıları şunlardır:

l-BOL BOL GÜLÜMSEYİN =

"Güler bir yüz insanları size doğru çeker."

Gülümseme karşınızdaki insani fark ettiğinizin ve ona saygı duyduğunuzun göstergesidir. Onun için çevrenizdeki insanlara gülücük dağıtın. Tebessüm ederken endişeli ve sinirli olmak neredeyse olanaksızdır. Gülümseme rahatlatıcıdır. Gülümseme kendine güveni gösterir.

Bildiğiniz tanışılması kolay kişiler düşünürseniz, istisnasız hepsinin büyük tebessümcüler olduğunu görürsünüz. Gerçek ve candan bir tebessüm, neredeyse diğer insanlarda dostça duygulara yol açan bir "sihirli düğme" işlevi görür. Zamanın Başbakanı Mesut Yılmaz Bey' in o kadar para vererek neden gülümseme dersleri aldığı daha iyi anlaşılmaktadır.

İçten gelen bir tebessüm bazı mesajlar iletir; " Senden hoşlandım-sana dostlukla yaklaşıyorum" aynı zamanda "beni beğeneceğini sanıyorum"

der.

Gülümsemenin ifade ettiği diğer önemli şey "sen gülümsenmeye

değersin" dir.

Tebessüm ettiğiniz kişi de bize tebessümle karşılık verir. Gülümser, çünkü bizim gülümsememiz onun kendisini gülümsenmeyi hak etmiş duygusu hissetmesine yol açar. Yani; kalabalığın arasında Onu seçmişizdir, ayırt etmiş ve özel davranmışızdır.

Gülümsemenin arkadaşlık getirmesi için onun yürekten gelmesi gerekir. Dudaklardan öteye geçemeyen gülümseme bir işe yaramaz. Unutmayın; karşınızdakini etkileyen, sahte gülücükler değil, onun hakkındaki gerçek duygularınızdır. "Gülümseme önce beyindedir, sonra yüzde. "  Roger Alles.

 

Aynada alıştırma yapın. Gerçek gülümsemeyi görür görmez tanırsınız. Aynanız gülümsemenizin gerçek mi, sahte mi olduğunu söyleyecektir. Gülümseme hareketlerini uygulamakla aynı zamanda gülümseme alışkanlığı ve daha fazla gülümseme isteği edineceksiniz, insanların kısa sürede size daha çok ısındıklarını daha dostça tavırlar sergilediklerini göreceksiniz. Hareketlerimiz duygularımızı, duygularımızın hareketlerimizi belirlediği kadar belirler. Herkes sahtesiyle gerçek bir gülümsemeyi ayırt edebilir. Gerçek bir gülümsemeyi görene dek

aynanın başında egzersiz yapmayı sürdürün. Pek çok kişi, gerçek gülümsemenin kendisine nasıl duygu yaşattığını tutmamıştır.

Birisinden bir şey isteyip gülümserseniz, o kişi onu yerine getirmek

için kendisini adeta zorunlu hissedecektir.

Diğer insanı ısındırmak için, tebessümün sihrini kullanın. Tebessümün gücünü dışarı çıkıp ölçebilirsiniz. Çıkın ve çıktığınızda onun gücünü kendi

gözlerinizle görün.

Acaba eşimize ve çocuğumuza ne kadar gerçek tebessüm gösteriyoruz. Her şeyi ihmal edebilirsiniz ama onlara karşı sıcak gülücükler göndermeyi asla ihmal etmeyin. Ne olur... deneyin, onlarla aranızda oluşacak yakınlığı hissedeceksiniz.

"Güler yüz altın anahtardır."

Thomas Babington MACAULAY.

"Bol bol gülümse. Hem maliyeti sıfırdır. Hem de bedeline paha
biçilemez.    H . Jocson BROWN.

 

2-   İLGİ GÖSTERİN :

"Her seviyede insanın bir ikram ve ilgi beklentisi vardır." F.Gülen.

Bir kişiye ne kadar ilgi gösterirseniz size çok şey verir. Karşınızdaki kişiye ne düşündüğünüzü hareketlerinizle göstermelisiniz, ilgi görmek herkesin hoşuna gider.

Eşiniz ve çocuğunuz sizin için herkesten ve her şeyden daha özeldir. Ama maalesef onlar zaten sürekli elimizde olan varlıklar olduğu için onları ihmal edip başkalarına özen gösteririz. Ve böylece o canımız kadar değerli varlıkları üzeriz. Onların talep ve isteklerini arka plana çok rahat atıveririz. Çocuğumuzla akşam parka gitmeye söz vermişizdir ama bir arkadaşımız aynı akşam bizi beklemektedir ne yaparız? “Çocuğumuzu başka bir akşam nasılsa götürürüz" mantığıyla onu ihmal ederiz, aynı şekilde eşimizi ihmal ederiz, sonra da onlardan ilgi ve sevgi bekleriz. İlgi ve sevgi vermeden alınamayacak   hazinelerdir.

 

   Çocuğunuzun ve eşinizin daima hatırını sorun. Bir ihtiyacının olup olmadığını sorun, onlara daima yardıma hazır olduğunuzu gösterin. .     Onlara "özel muamele" gösterin. Dünyada bir insan için en gurur kırıcı en yıpratıcı şeylerden biri "sıradan” muamelesi görmektir. . Eşiniz ya da çocuğunuz sizi işyerinde görmeye gelince Onu Genel müdürünüz gibi ayakta, coşkuyla karşılayın "Nereden çıktılar" tavrıyla değil onlarla konuşurken tavırlarınızdan ve ses tonunuzdan sevincinizi anlamalılar. "Bizi ne kadar çok seviyor." Demeliler.

 

İyi bir yönetici olmak istiyorsanız; yanınızda çalışan insanların değer

verdikleri    konuları    ve    bunları    tatmin    etmeyi    bilmelisiniz.    Bunları sağlayamazsanız; o kişiyi kaybedebilir ya da işinden zevk almamasına neden olursunuz.

Mesleklerini zevklerini, meraklarını tanıyın ve kendilerine onlardan bahsedin Bu durum onların hoşuna gider. Bu ilkeyi yerine getirebilmek için ilgi alanlarınız, genişletin. Farklı mesleklerden ve çevrelerden gelen insanlarla ortak noktalar bulabilmeniz için çok çeşitli bilgi ve kültür birikimine sahip olmanız gerekir. Bunun için farklı sahalarda yazılmış kitaplar okuyun, değişik kültürleri inceleyin. Size uyan ve uymayan insanların davranışlarını yaşam tarzların, gözlemleyin. Eğer bunlar, yaparsanız- göreceksiniz, her çeşit insanla konuşabilecek çok şeyiniz olacak.

"Etkilemek istediğine insanlar, ilgiledikleri şeyleri düşünmek, her durum için kullanılabilen en mükemmel düşünce ilkesidir. "

                                               Oavid J. SCHWARTZ

"Bir insana ilgili olduğu konu hakkında soru sorduğunuz zaman onu can evinden yakalamış olursunuz. "

Herbert N. CASSON

Acaba eşimiz veya çocuklarımızın ilgi alanlarının ne kadarın farkındayız?   Onların ilgilerini bilmelisiniz ve desteklemelisiniz. Onların kalbini kazanacak bundan daha güzel bir şey olamaz.

Çocuğu halk oyunlarında olan bir ailemiz çocuğunun çalışması için hafta sonları tatile gidemiyor. Bu durumu fark edince Ailesine takılıyorum “Bu çocuk sizin tatilinizi öldürdü” diye. Annenin cevabı gerçekten enfes; "önemli olan onun mutluluğu ve ilgilerini yerine getirebilmesi " diyor.

 

3- ONLARI BEKLETMEYİN;

"Bir randevuya zamanında gitmek gibi " ufak nezaketleri" hafife almayınız, bu ufak şeylere dayanarak karşımızdakinin önemini belirtmiş oluruz." F. Gülen

Bir yere zamanında gelmemeniz, sizi bekleyenleri pek önemsemediğinize bir işaret olarak algılanabilir. Nasıl ki değerli müşterilerinizi bekletmiyorsanız Onlardan daha da değerli olan eşiniz ve çocuğunuzu da bekletmeyin.

Bir randevuya zamanında gitmek gibi " ufak nezaketleri" hafife almayınız. Bu ufak şeylere dayanarak karşımızdakinin önemini belirtmiş oluruz.

Dakik insanlar ilgili ve meraklı oldukları izlenimlerini bırakırlar. Israrla geç kalanlar ise, konuşulması gereken konunun pek de önemli olmadığı izlenimini verebilirler.

 

Bütün bu davranışların vereceği mesaj, onları "ciddiye almayıp" "onları düşünmediğiniz" izlenimidir. Ya da onların "düşüncelerini ve sağlayacaklarını" umursamadığınızda.

 

4-İSİMLERİYLE HİTAP EDİN ;

" İsimleri unutmamayı öğren, bu konuda başarısızlık ilginin yeterli olmadığını gösterir.”  LYNDON JOHN.

İnsanlar adlarının hatırlanmasından yada adlarıyla hitap edilmekten "kendilerine değer verdiğinizi düşündükleri için" hoşlanırlar, ismi doğru telaffuz edin, doğru yazın. Eğer bir kişinin adını hatalı telaffuz eder veya yazarsanız, karşınızdaki kişi onun "önemsiz birisi olduğuna" inandığınızı düşünecektir.

Eşinizi ve çocuklarınızı acaba ne kadar ismiyle çağırıyoruz yada tanıştırırken isimleriyle tanıştırıyoruz?

Bir baba bana üç kızını tanıştırırken çocuklarının ismini söylemeden şu sözleri sarf etmişti; "Bu hiç yemek yemeyeni, bu sürekli ağlayanı ve bu da hiçbir zaman annesini takmayanı."

İyi tanımadığınız kişilerle konuşurken, adının önüne sürekli gerekli sıfatları koymayı unutmayın. Bu küçük sıfatlar insanın kendisini önemli hissetmesinde inanılmaz yardımcı olur. ( bay, bey efendi, bayan, küçük hanım, hanım efendi,ablacığım, v.s.)

Acaba eşimize ve çocuklarımıza; "Biricik oğlum yada canım oğlum Talha /güzel kızım Halime / Biricik eşim Ebru şeklinde hoş sıfatlar eklense daha yakınlaştırıcı ve kaynaştırıcı olmaz mı?

Rivayete göre; Kartacalı Komutan ANİBAL, ordusundaki bütün askerlerin isimlerini tek-tek bilirmiş. Eğer böyleyse askerleriyle arasındaki iletişim bağını güçlü kılmış ve dolayısıyla da onları istediği gibi yönetmiştir.

 

5-ONLARLA KONUSUN. ONLARI KONUŞTURUN VE DİNLEYİN :

"Herkes kendim dinleyecek adamı arar "

H .  N .  CASSON

"Meşgul dahi olsanız, çocuklarınızı "daha sonra anlatırdın" di)erek geri çevirmeyin. Zig Ziglar
" Anne-babalar', eğer çocuklarınızın problemlerini dinlemezseniz, onlar da sizin bulduğunuz çözümleri dinlemeyeceklerdir."        Zig zaglar

Başkalarının anlattıklarına ilgi göstermediğiniz her durumda, kendilerine değer vermediğiniz mesajını göndermiş olursunuz. Ama söylediklerine kulak verdiğinizde onlara saygı gösterdiğiniz, onları umursadığınız anlaşılır. Birini dinlemek ona gösterdiğiniz en üst düzeyde saygıdır. Filozof Poul Tillich' in dediği gibi; "Sevginin ilk görevi dinlemektir."

 

"Herhangi bir soru sorduklarında sakın onları susturmayın."       Zig Ziglar

 

Sabırla dinleyerek ona şöyle diyebilirsiniz. "Sen, dinlemeye değersin". Onun   kendisine duyduğu değeri arttırmış olursunuz. Zira her insan "söylemeye değer bir şeyi olduğunu" düşünmekten hoşlanır.

Çocuğu gerçek dinleme sessizlik, anlayış, empati (kendini çocuğun yerine koyarak, olaya bakabilme yeteneği) ve yorumsuz dinleyebilme yeteneği gerektirir. Çocuğu dinlemek onun isteklerini mutlaka yerine getirmek değildir. Dinlemek o sırada sorunu olduğunu anlatan kişiyi rahatlatmak, anlayabilmek demektir.

Çocuk konuşurken dinlenildiği zaman:

•     Konuşma yeteneği, kelime hazinesi gelişir, kendini rahatlıkla ifade eder.

•     Çocuk derdini ve sorununu davranışla göstermek yerine

     (saldırganlık, ağlama, huysuzluk) sözle ifade ederek rahatlar.

•     Anlaşıldığını hisseden çocuk kendini daha huzurlu ve güvenli hissettiği gibi,

      sorunlarını konuşarak halleder.

•     Çocukla anne-baba arasında bir yakınlık doğar, çocuk onlara danışır, diyalog doğar.

Söyledikleri dinlenen çocuk da, anne-babasını dinlemeye başlar.

Bu gün eşler arasındaki problemin altında yatan en önemli sebeplerden birisi de eşlerin bir birini dinlememe ve birbiriyle konuş ma maşıdır.

Dinlemek sadakat sağlar.insanları dinlemezseniz bu durumda daima istekli başka birini bulurlar.

Eşler, iş arkadaşları, çocuklar veya dostlar, ne zaman dinlenmediklerini fark etseler, kendilerini dinlemeye istekli birilerini bulma arayışına girerler. Böyle bir durumun sonuçları da bazen felaket olur. Dostluklar veya evlilikler biter, iş yerinde otorite boşluğu doğar veya ana-babanın etkisi azalır. Onları sürekli dinleyip, kendilerine söylediklerine değer verirseniz, size sadık kalacaklardır.

 

 

                                        BİR HİKAYE

Kadın: Sevgilim, bugün tesisatçı su ısıtıcısındaki çatlağı tam zamanında tamir etmedi.

Koca: Hı-Hı..

Kadın: Böylece boru patladı ve bodrum katını su bastı.

Koca: Sessiz ol. Üçüncü atak, şimdi gol olacak.

Kadın: Bazı kablolar ıslandı ve köpeğimiz neredeyse elektrik çarpmasından ölüyordu.

Koca: Oh, olamaz ! Açıkta bir adamları var. Bas! Geç onu!

Kadın: Veteriner bir hafta içinde iyi olacağını söyledi.

Koca: Bana yiyecek bir şeyler getirir misin?

Kadın: Sonunda tesisatçı geldi ve borumuzun patlamasına sevindiğini söyledi. Böylece kazandığı parayla tatile çıkabilmiş.

Koca: Beni dinlemiyor musun? Aç olduğumu söyledim.

Kadın: Seni terk ediyorum. Tesisatçıyla yarın Acapulco'ya uçuyoruz.

Koca: Dırlanmayı kesip bana yiyecek bir şeyler getiremez misin? Tüm sorun kimsenin beni dinlememesi.

Dinlemediğimiz zaman kendimize verdiğimiz zarar, karşınızdakine verdiğiniz zarardan daha fazladır.

 

Seminerlerimde bu konuyu ele alırken aileleri çok güldürüyorum Onlara meseleyi şöyle anlatıyorum;

Önce slayttan bir yazı yansıtıyorum:

 ERKEK : 12 000

KADIN : 24 000 diye   

Bunun ne anlama geldiğini soruyorum. Değişik görüş ve düşünceleri aldıktan sonra bunun "günlük konuşulan kelime sayısı" olduğunu söylüyorum. Aileler yıkılıyor gülmekten ve açıklama getiriyorum . Erkeklere nazaran kadınların erkeklerden tek üstün ve güçlü kaslarının "çene kasları" olduğunu söylüyorum." itiraz edenlere "araştırabilirsiniz" diyorum.

Şimdi burada ne sorun var kadınlar daha fazla konuşsa ne olur diyen olabilir. Sorun şu; Erkek gün boyu "kelimelerini bitiriyor" ve eve geldiğinde adamcağızda "tık" yok.

Kadın eğer çalışmıyorsa ya da o gün günü falan yoksa 24 000 kelimeyle kocasını bekliyor ve soru yağmuru başlıyor. Günün nasıl geçti? İyi miydi? gibi vs... Adamcağızda "evet", "hayır" "Hı.hı..." gibi kısa baştan savıcı cevaplar verince bu defa kadın "sevilmediğini, istenmediğini" düşünmeye başlıyor hatta acaba "aldatılıyor muyum diye düşünmüştüm" seklinde bir dinleyicim açıklamada bulunmuştu.

 

Ve Kadınlara sonra diyorum ki "Yok böyle bir şey eşleriniz sizi seviyor, sizi istiyor tek problem kelimeleri tükenmiş durumda" bu açıklamamdan sonra erkeklerden onları kurtardığım için alkış istiyorum.

Gerçekten kadın kültürü konuşulmak ve anlaşılmak ister eğer bunu yapmazsanız onları kaybedersiniz.

 

6-TAKDİR ve TEŞVİK EDİN:

"İltifat bir fincan kahveye benzer. Gönül alır. "

DAVID J. SCHWARTZ

"İnsan doğasının en derin ilkesi taktir edilmeye duyulan iştahtır. "

WİLLAM JAMES

"Her insan iltifattan hoşlanır. "  LINKOLN

"Takdir edilerek ve tasdiklenerek yetiştirilmiş olan çocuklar, sürekli
eleştirilen çocuklardan daha mutlu, daha üretken ve daha itaatkar
olurlar.        Zig ZIGLAR

"Takdir etkili bir kendine güven geliştirme yöntemidir." Zig ZAGLAR

Hepimiz içten takdiri özleriz, İçten bir dille övülmekten hoşlanırız.Ama bununla pek ender karşılaşırız. Oysa övgü mucizevi bir güçtür, övgüden aldığımız sevk, aldatmaca değildir. Sadece sizin hayal ettiğiniz bir durumda değildir. Bilim tarafından henüz anlaşılamamış bir nedenle, övgü;gerçek fiziksel enerji açığa çıkarmaktadır.

New Jersey' deki Vineland Eğitim okulunda psikolog Dr. Henry H.6ODDARD "ergograf" olarak adlandırdığı bir aygıt kullanarak yorgunluk ölçerdi. Yorulmuş çocuklar bir miktar övgü ve takdire tabi tutulduklarında, ergograf enerjide ani bir sıçrama gösterdi. Çocuklar eleştirildiği ve cesaretsizliğe itildiğinde ergograf da fiziksel enerjilerinin birden bire düştüğünü haber verir. Yani bilim övgünün gücünü açıklayamasa da onu ölçebilmektedir.

İş yaşamında övgünün gücünden bahsederken Charles 6. NICHOLS, eskiden başkanı olduğu 'Ulusal Kuru Üzüm Üreticileri Birliği' tarafından yürütülen ülke çapındaki bir anketten söz etmişti. Binlerce çalışan ve iş verenden, çalışanlar için önemli olduğunu düşündükleri etmenleri önem sırasına göre sıralamaları istenmişti. Çalışanların kendi listesinde büyük ölçüde birinci sırada yer alan etmen "işin beğenilmesiydi". Patronlar aynı hususu yedinci sıraya koymuştu. Açıkça görüldüğü gibi pek azımız, bir çalışanın yaptığı işin beğenilmesinin, ona iyi yapılmış bir iş için övgü ve takdir etmenin ne derece önemli olduğunun farkındayız.

Çocuğumuzun yaptığı bir resmi onu takdir ederek ve överek hiç inceledik mi ? Ya da eşimizin tüm gününü harcayarak bizim için yaptığı keki ?

Takdir etmek o kadar etkilidir ki dünya çapında tanınmış olan Suzuki keman çalmayı öğretirken, ilk olarak 2,3 ve 4 yaşındaki çocuklara nasıl referans yapmaları ve selam vermeleri gerektiğini öğretmektedir. Suzuki, çocukların verdikleri her selamda seyircilerin onları alkışlayacaklarını bilir. Ve "takdir etmek, çocukların kendilerini iyi hissetmelerini sağlayan en önemli güdeleyicidir."

İnsanlar her yerde evde, işte, okulda, fabrikada övgü ve takdir edilmeye açlık duyar. Onlara açlığını çekmekte oldukları şeyi verdiğimizde, bizim de onlardan istediklerimizi, beceri olsun, iş gücü olsun, fikirler, işbirliği, her ne olursa olsun bize vermede bize cömertçe sunmada çok daha istekli davranmalarını sağlamış oluruz.

 

Onları cesaretlendirin, onları motive edin eğer böyle yaparsanız;

l- Aranızda köprü kurulur.

2- Onların "kendilerine duydukları güvenleri" ve "kendilerine verdikleri değerleri" artar.

Onların beğenilecek, taktir edilecek yönlerini bulun, kendilerine bunları belli ederek iltifatta bulunun. Yaptıkları her olumlu atılımı kutlayın. Çünkü bütün insanlar övülmek, iltifat edilmek, fark edilmek, sevilmek. sayılmak ve saygınlaşmak için çalışırlar. Kendilerini iyi hisseden insanlar iyi işler yaparlar.

Bir öğrencimiz kendi test sonucu kötü olduğu için, arkadaşının test kağıdını gizlice alarak evlerine götürür. Kağıdın üzerindeki ismi güzelce siler ve yerine kendi ismini yazar. Annesine götürdüğünde annesi sevinçle karşılar ve "aferin oğluma ne güzel yanlışsız bir kağıt getirmiş" diye iltifatta bulunur. Daha sonra öğretmenle görüşülünce olay ortaya çıkar. Çocuğu bana getirdiklerinde; Neden böyle bir şey yaptığını sordum ? Bana dedi ki; "Beni övsünler, beni sevsinler" diye . İnsanlar sevilmek ve övülmek (cin her şeyi yaparlar.

Onlara herkes içinde iltifat edin ama eleştirinizi yalnız olduğunuz bir zamanda yapmayı tercih edin.

İltifat, bir fincan kahveye benzer. Gönülleri alır, içi ısıtır. İltifatın
değeri iltifatın miktarına, türüne, yerine, zamanına, üslubuna ve iltifat
edilen kişiye bağlıdır.     

İltifatınızın başarınıza katkıda bulunmasını istiyorsanız, hak eden kimseden iltifatınızı esirgemeyin.

Cesaret vermek insanların zayıflıklarını görmezlikten gelip, güçlü yanlarını ortaya çıkarmaktır. Çocuklarınıza ne kadar değerli olduklarını ve her şeyi başarabileceklerini söyleyin muhtemelen yapacaklardır

Yıllar önce insanların acıya dayanıklılığını ölçmeyi amaçlayan bir deney yapılmış;

Psikologlar bir insanın içi buz dolu bir kovaya ayaklarını çıplak olarak sokmalarını istemişler ve ne kadar dayanabildiklerini ölçmüşler.

Sadece bir faktörün bazı insanların diğerlerinden iki kat daha fazla dayanabilmelerini sağladığını görmüşler. Bu faktörün ne olduğunu biliyor musunuz.? CESARET.

Yanında kendine cesaret veren biri olan denekler, diğerlerine oranla acıya daha fazla katlanmışlar

 

Bir insan kendisine cesaret verildiğini hissettiğinde olanaksız şeylere bile katlanabilir ve inanılmaz güçlükleri yenebilir.

Eğer çocuklarımıza cesaret ve umut verirsek ne kadar ileriye gideceklerini kimse söyleyemez.

"İnsanlara inanırsanız olanaksızı başarırlar."

Nancy DORNAN

Çocuklarımızı yenilgiye biz mi hazırlıyoruz?

Tommy okulda bazı zorluklarla karsı karsıyadır. Sürekli sorular sorar, ama derslere yetişemez. Ne zaman bir şey denese başarısızlığa uğrar.Öğretmeni sonunda pes eder ve annesine onun öğrenemediğini ve asla bir yere varamayacağını söyler. Ama Tommy' nin oğluna inanmaktadır. Evde oğluna ders vermeye baslar ve ne zaman başarısızlığa uğrasa ona umut ve tekrar denemesi için cesaret verir. Peki Tommy ' ye ne oldu dersiniz. O bir mucit oldu. Bin kadar patentin sahibi haline geldi. Bunların arasında fonograf ve ilk akkorlu elektrik ampulü de vardır. Onun adı Thomas Edison' du.      

 

ÇOCUKLARIMIZA ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK YAŞATMAYALIM

ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK :

 Bu kavram bize başarısızlığın kesinlikle öğrenilmiş olduğunu gösteriyor

 

Köpek balığı, diğer balığı yemesin diye araya cam bölme konuluyor. Köpek balığı, diğer balığı yemek için çabalayıp duruyor. 28 saat sonra köpekbalığı, aradaki cam bölme kaldırılmış olmasına rağmen, balığı yemekten vazgeçiyor. Çünkü benim bu balığı yemem mümkün değil diye düşünüyor.

 

Çocuklarımızda böyle olabilir. Başarısız olacaklarına gerçekten inanırlarsa, başarılarını sınırlamış olurlar. Yaptığım "başarısızlık nedeni anketlerinde" bu gördüm. Neden ve hangi derslerden başarısız olduklarını sorduğumda "başaramayacağıma inandığım dersleri çalışmak istemediğimden" cevabını aldığım öğrencileri incelediğim zaman ismini verdikleri derslerin tamamının zayıf ya da çok düşük olduğunu gördüm. "Çalışıp çalışmadıklarını" araştırdığımda; bu derslere hiç çalışma gayreti göstermediklerine şahit oldum. Çünkü zaten hepsi ismini verdikleri bu derslerden"Başarılı olamayacakları düşüncesi" içersine girmiş durum dalardı. Bunu düşünün. Çocuklarımız güçlerini hapsediyorlar fakat bunun farkında değiller.

 

BİR HİKAYE

Bu,   bir kartal   yumurtası bulup onu kır tavuklarının yuvasına koyan genç bir Amerikan kızıl derilisinin   hikayesi.

Kartal yumurtadan çıkar civcivlere katılır.  Tabii muhteşem renkleri, iri ve güçlü kanatlarıyla diğerlerinden farklıdır, ama diğer tavuklardan biri olduğuna inanarak büyür. Pislikleri eşeler, tohumları gagalar, gıdaklar, birkaç santim zıplayıp yeni bir şey gagalamak için kanatlarını döver . Çünkü tavuklar böyle yapıyordur.

Bir gün gökyüzüne bakar ve inanılmaz bir yetenekle yelken uçuşu yapan muhteşem bir kuş görür. "Ne güzel bir kuş l Nedir bu? " diye sorar.

"O bir kartal,  " cevabını verir tavuklardan biri,  "bütün kuşların reisi. Ama aklına getirmeye bile kalkma, asla onun gibi uçamazsın."

Sonunda kartal bir kır tavuğu olduğunu düşünerek öldü

 

Bundan sonra her gün bir insana sahici, candan bir övgüde bulunun. Bunu eşiniz, çocuğunuz, amiriniz, müşteriniz veya elamanınız üzerinde deneyin ve karşınızdakinin derhal "canlandığını" gözlemleyin. Aynı kişinin daha dostça ve daha iş birliğine yatkın bir hale geldiğini göreceksiniz.

Amerikan Endüstrisi samimi övgünün ve gerçek takdirin sadece çalışanların kendilerini daha iyi hissetmelerini değil, bunun yanı sıra daha çok iş ortaya koymalarını sağladığını kanıtlamıştır.

 

 "Teşekkür ederim" demenin altı kuralı.

"Teşekkür ederim" sözü, doğru kullanılırsa, insan ilişkilerinde sihirli kelimeler olabilir. Aşağıdaki altı kuralı ezberleyin. Bunlar denenmiş ve kanıtlanmıştır.

1- Teşekkür içten olmalıdır.

Demek istediğiniz şekilde ifade edin. Söylerken duygu ve canlılık katın. Rutin değil, "özel" bir söz gibi gelsin kulağa.

2-Mırıldanarak değil, açıkça söyleyin.

Tam olarak ağzınızdan çıkmalı. Karşınızdakinin ona teşekkür etmek istediğinizi bilmesinden utanç duyuyormuş gibi davranmayın. İnsanlara isimleriyle teşekkür edin.

Teşekkür ettiğiniz kişinin ismini kullanarak kişiselleştirin. Bir gurupta teşekkür edilecek birkaç kişi varsa, sadece "herkese teşekkürler" demeyin, onların isimlerini telaffuz edin.

4- Teşekkür etmekte olduğunuz kişiye doğru bakın.

Bir insan teşekkür edilmeye değerse, bakılmaya ve fark edilmeye de değerdir.

5-İnsanlara teşekkür etme Özerine çalışın.

Bilinçli: olarak ve kasten insanlara teşekkür edebileceğiniz şeyler arayın.          Bunun aklınıza gelmesini beklemeyin. Bir alışkanlık haline gelinceye kadar yapın.

6-İnsanlara en beklemedikleri anlarda teşekkür edin.

"Teşekkür   ederim"   sözü,   karşınızdakinin   en   beklemediği   veya muhakkak hak ettiğini düşünemediği bir anda daha etkili olur.

 

Takdir ederken;

l- Takdiri hemen yapın.

2-Kesin bir dille takdir edin.

3-Neyi, niçin, hangi yönden beğendiğinizi anlatın.

En iyi sonuç, karşınızdaki hangi hususta övgü aldığını tam olarak bilirse alınır.

4-Kişiden daha çok davranışı övün, ne veya kim olduğu için değil.

Davranışı övmek, onu yapan kişinin daha çok gayret göstermesiyle sonuçlanır.

Unutmayın, övgü, neye hedeflenmekteyse onu çoğaltma ve arttırma eğilimindedir. Birisini işle ilgili olarak överseniz, daha çok iş yapacaktır. Davranışı konusunda överseniz, davranışı daha iyi olacaktır. Ancak yalnızca kişi olarak överseniz, sadece egoizmini ve kendini beğenmişliğini arttırırsınız.

Doğru: (çocuğunuza) Son zamanlardaki çalışma tempon gerçekten kusursuz.

Yanlış: (çocuğunuza) Sen iyi bir çocuksun.  Sen müthiş bir çocuksun.

5-İltifat ederken olabildiğince samimi olmaya çalışın - görünmeye değil. Yaltaklanma kolay anlaşılır ve size de karşınızdakine de bir fayda sağlamaz. Büyük bir şey seçip içten olmamaktansa, küçük bir şey seçerek birine övgüde bulunmak ve bunu içten yapmak çok daha iyidir.

 

8-KIRICI SÖZ VE DAVRANIŞLARDAN KAÇININ. YIKICI TENKITDE BULUNMAYIN.

 

"Kıyamet günü, Allah indinde makamca insanların en kötüsü; dil ve

davranışlarının kabalığından kaçınarak insanların kendisini terlettiği

kimsedir."    H.z. MUHAMMED.

"Kendisi ateşe haram edilen ve kendisine de ateşin haram kılındığı kimseyi size haber vereyim mi? Ateş, halka her yakın olana, yumuşak huylu ve insanlara kolaylık gösterene haram kılınmıştır. H.z. MUHAMMED.

"Bir kimse yumuşak davranmaktan mahrum ise hayrın tamamından
mahrumdur." H.z. MUHAMMED

 

" Yumuşaklık ve tatlılık bir şeye girdi mi onu mutlaka tezyin eder, bir şeyden
çıkarıldı mı onu mutlaka kusurlu kılar."         H.z. MUHAMMED

"Yumuşak konuş ki, kalplerin kapılan açılsın."    F.6ulen.

 "Gönüllerin anahtarı yumuşak huy ve yumuşak kelimelerdir."  F.Gülen

"Sen kaba, hiddetli ve şiddetli olursan işin yürümez. İnsanlara yumuşaklıkla muamele et, yoksa onları kirpi gibi dikenli bulursun. "

MEVLANA

"Tamimiyle doğru olsa da set söz insanı yaralar. " SOPHOKLES

"Büyük adam, küçüklere karşı davranışıyla büyüklüğünü gösterir. " CARLYLE

 

Tenkidin amacı bir hatanın-eksikliğin karşımızdaki kişiye kabul ettirilmesidir.

Tenkit etmeyin. Çünkü tenkit; insanı savunma vaziyeti almaya kendini haklı göstermek için uğraşmaya sevk ettiğinden, zararlıdır. Hatta tehlikelidir. Çünkü insanın hayatta en çok kıymet verdiği izzet-i nefsine(onuruna) dokunur, hiddetini körükler.

 

Eşiniz yada çocuğunuz, her kim olursa olsun hata yaptıklarında, hatasını yüzüne çarpmayın. Onu toplum içinde kesinlikle mahcup etmeyin. Hatalarını düzelteyim derken bir hata da siz yapmış olursunuz. Onu sindirerek, cevap hakkı tanımayarak, suçlu olduğu duygusunu aşılayarak, üzerine yürüyerek uslandırmaya çalışmayın. Haklı olduğunuz zaman insanlara bu haklılığınızı incelik ve nezaketle kabul ettirin, yanıldığınız zaman ise yanlışınızı hemen kabul edin.

"Çocuğunuza bir şeyler öğretirken sevgi dolu ve kibarca davranmalı,
ayrıca onun öğrenmeye istekli olduğu zamanlarda bunu
gerçekleştirmelisiniz."    Zig Ziglar

Hiddetlendiğiniz zaman, sizi hiddetlendirene ağır konuşmakla içinizi döküp rahatlamış olursunuz. Fakat karşınızdakinin ne hale geldiğini bir düşünür müsünüz?

 

"Yumruklarınızı sıkarak bana geldiğiniz takdirde, benim yumruklarımı

iki misli sıkacağıma inanabilirsiniz. Fakat bana gelir de: 'Gelin şu

meseleyi birlikte konuşalım, anlaşmazlığın sebebini anlayalım" derseniz.

Çok geçmeden aramızda ciddi bir ayrılık bulunmadığını hatta anlaştığımız

noktaların, ayrıldığımız noktalardan çok daha fazla olduğu belirir ve

birlikte hareket etmemize hiçbir mani bulunmadığı derhal anlaşılır." WILSON

 

Eğer tenkit edilecekse ;

1-Onların hatalarını tenkit etmeden önce kendi hatalarınızdan söz edin, her insanin hata yapabileceğinden bahsedin. Böylece onun kendi hatalarını kabul etmesini sağlamış olursunuz.

2-Toplum içinde hiçbir zaman kimseyi tenkit etmeyin Bu tarz konuşmaları baş başa yapın.

'Herkesin önünde öv. Tenkitlerini bir kenara çekerek söyle."  H. Jackson BROWN

3-Şikayet ve tenkidi doğrudan ilgili şahsa yapınız, aracı kullanmayınız.

4-Tenkit ve şikayetin sebepleri açıkça anlatılmalıdır. Hem gerekçe hem de niyet ortaya konulmalıdır. Amaç da belirtilmelidir.

5-Tenkitte kıyaslama yapmak en büyük hatadır, "sen böyle yaptın., yanlıştı. Halbuki Erol hiç böyle yapmıyor....""çıkışı hem gereksiz, hem tahrip edicidir. Kişi yok edilmek istendiğini, varlığından hiç memnuniyet duyulmadığını, olumlu yönlerini göz ardı edildiğini düşünür.

6-Biriktirerek yapılacak tenkit görüntünün net olmasını engeller. Savunma isteğini arttırır. Konunun kabul edilme ihtimalini azaltır. Her tenkitin tek konusunun bulunması doğru olur. Yapılan yanlışları biriktirerek önüne "sen şu zaman şunu, bu zaman bunu yapmıştın" tarzı yaklaşımlarla hiçbir şeyi çözemezsiniz.

7-Tenkit zaman geçirilmeden yapılmalı.

Onları kötüleyeceğimize onları anlamaya çalışalım. Onların yaptıkları işleri niçin yaptıklarını gözlemleyelim ve inceleyelim. Böyle bir davranış eleştiriden daha çok değerli ve verimlidir. "Her şeyi bilmek, her şeyi bağışlamaktır."

 

Doktor Johnson un dediği gibi : "Tanrı bile insanların yaşamı son bulmadan, insanları yargılamıyor." Öyleyse bu iş bize düşmez.

 

9-MUTLULUK VE ÜZÜNTÜLERİNİ PAYLAŞIN.

Nişan evlenme, doğum gibi mutlu günlerde çiçek ya da tebrik kart. göndermeyi ve tebrik ederek mutluluklarına katılmayı, hastalık - kaza gibi durumlarda "geçmiş olsun" dileklerini sunmayı, ölüm hallerinde de yakınlarına taziyede bulunmayı. hiçbir zaman ihmal etmeyin. Dini ve milli bayramlarda tebrikleşmeyi unutmayın.

Manisa da birlikte görev yaptığımız müzik öğretmeni arkadaşımızın Bursa da yapılan düğününe gitmiştik. Düğün sonrası, bir gün "Sizin düğünüme gelmeniz beni çok etkiledi. Gelen olmaz diye düşünüyordum. Benim için sizin apayrı bir yeriniz var" demişti.

“Bir kişinin başarısı karşısında onu kutlama ve üzüntülü durumlarında taziyelerini bildirme fırsatlarını hiçbir zaman kaçırma."

                                                                                                             LYNDON JOHNSON

 

10-HEDİYE ALIN :

Hediye vermek : karşıdaki kişiyi önemsediğinizi, ona değer verdiğinizi gösterir. Kalpleri birbirine yakınlaştırır. Onun için eşinize, anne - babanıza, çocuklarınıza, dostlarınıza hediye almayı ihmal etmeyin. "Küçük hediyeler dostluk, büyük hediyeler sevgi meydana getirir."                                                           LICHTERBER


"Hediyeleşin. çünkü hediye sevgiyi arttırır, kalpteki kötü hisleri giderir."

H.z MUHAMMED (s.a.v.)

 

11-ONU ARAYIN  ZİYARET EDİN

 "Ziyaretleşin, çünkü ziyaret sevgiyi perçinler."  Hz MUHAMMED (S.A.V.)

 

Çocuğunuzun okuluna gitmeniz onu okul ortamında ziyaret etmeniz, onun için çok önemlidir. Arkadaşlarına "Benim babam geldi" diye sevinecek onlara sizi gösterecektir. Maalesef anne-babalar bunu hep ihmal ederler. Bu konuyla ilgili olarak çok ilginç bir anım var bunu sizlerle paylaşmak istiyorum,

 

Yatılı bir okulda Pansiyon müdürlüğü yaptığım bir dönemde öğrencilerimizden birisi bizi çok üzmekteydi. Ne yapsak da bir türlü bu öğrencimizi bir düzen içine sokamıyorduk. Ve bu yüzden sık sık ailesini arayıp yanımıza gelmesini ve sorunları çözmemizde bize yardımcı olmalarını istiyorduk. Aile geliyor, çocukla konuşuyor, çocuktan bazı sözler alıp gidiyordu. Beni çok bunalttığı bir dönemde ona dedim ki; "Senin derdin ne? Niye bizi bu kadar üzüyorsun."

 

Verdiği cevap çok şaşırtıcıydı; "Hocam! Benim sorun çıkarmadığım dönemlerde siz hiç Babamın buraya gelip gittiğini gördünüz mü?" Şaşırmıştım ve gerçekten daha önce o velimiz hiç gelip gitmezdi Ona;"Hayır, gerçekten görmedim" dedim. Bana gülümseyerek söyle dedi; "Ama şimdi nasıl geliyor!...."

 

12- ONLARIN YARDIM ETMELERİNE OLANAK SAĞLAYIN:

Alış verişten döndüğünüz zaman, çocuğunuzun alınanları "yerleştirmeye", "hazırlamaya" ve "pişirmeye" yardım etmesini sağlayın. Bundan sonra yemeyin "servis yapılması" ."masanın toplanması" gibi konularda da yardımını isteyin. Bu durum sizin kaynaştırır. Çocuğunuzun "aileme katkı sağlıyorum" düşüncesiyle aile bilinci kazanmasını sağlar. Daha da önemlisi çocuğumuz bu durumla birlikte "kendine güven" kazanır.

Dört yaşındaki oğlum Talha hiç aksatmadan balkona gelen gazeteyi bana getirir. Bu onun görevidir ve bunu büyük bir zevkle yapar. Ben "oğlum gazetemi getirdi bak annesi" der. Onu yüreklendiririm.

 

13-ŞAKA YAPMAYIN (TAKILMACILIĞI BIRAKIN)

"Kardeşini alaya alma onunla şakalaşma" H.z MUHAMMED (S.A.V.)

Takılmak ve şaka yapmak, karşınızdakinin "kendi gözündeki değerini" hedeflemektedir. Kişilerin kendi gözündeki değerini tehdit eden şeyler zevkli olduğu zaman bile tehlikelidir. Alaycılığın bünyesinde her zaman acımasız bir yan bulunur ve diğer insana kendisini "küçülmüş" ve "aşağılanmış" hissettirir.  Pek çoğumuz diğer insanların bundan hoşlanacağını düşünerek onlara takılırız. Karşımızdakinin zekamızı fark etmesini, alaycılıktaki mizahı görmesini ve söyleneni üzerine almamasını umarak iğneleyici sözler söyleriz.

Kamuoyu araştırmaları göstermiştir ki, insanlar yakın arkadaşları tarafından bile yapılsa şakalara maruz kalmaktan hoşlanmamaktadır. Yine de arkadaşlarınızın şakadan hoşlanmadığınızı bilmelerini istemeyiz; oyun bozan olduğumuzu düşünmelerinden endişe ederiz. Bu nedenle en iyi arkadaşlarınız dahi şakadan hiç hoşlanmadığını söyleyemeyecektir.

7-8 yaşından önce, çocuk şakayı saldırgan bir tarzda yaşar. Onun kötülüğünü istediğinizi düşünür. Sadece düşmanlık , kin ve aşağılanmışlık hisseder. Çocuğunuzu şakalarınızın boy hedefi olarak kullanmayın. Onun güvenini kaybedebilirsiniz.

Kesinlikle çocuğumuzun her hangi bir eksikliğiyle, ya da beceriksizliğiyle dalga geçmeyelim ve de geçtirmeyelim. Hele başkalarının önünde asla. inanın gelecek adına ona çok büyük kötülük yapmış oluruz. Bu sayede içine kapanık, size içten içe diş bileyen ve sizden uzaklaşmış çocuklar oluşturursunuz.

Lise dönemime kadar kekemeydim. Ve derste ne zaman ağzıma açacak olsam çocuklar benimle dalga geçerdi. Bir gün öğretmenim benim çok üzüldüğümü fark etti ve arkadaşlarıma kızdı. Ve bana dedi ki; "Canten sen zeki bir çocuksun onların dalga geçmelerine aldırma ve kendi zorla." Etkilenmemek mümkün değildi. Ama kendime güvenle birlikte kekemeliğin azaldığını fark ettim. Ne zaman kendi kekemeliğimle dalga geçmeye başladım ve kendimi olduğu gibi kabul ettim o zaman kekemelik ortadan kalktı. Şu anda yüzlerce kişiye seminerler veriyorum. Bu olayı anlattığım zaman dinleyicilerimi hayrete düşüyorum. Ama her çocuk alay edilme ve aşağılanma baskısına aşmayabilir onun için bu konuda duyarlı olmalıyız.

Sınıf için de yada toplum içinde arkadaşıyla dalga geçen herkes arkadaşının gelişmesini engellemekte ve ona yapabileceği en büyük ihaneti yapmaktadır. Ama hiç biri bunun farkında değildir.

 

3-    İLGİ VE SEVGİ GÖSTERİN

"Sevgi gelince tüm eksiklikler biter."

Yunus Emre

   "Sevgi hiçbir zaman başarısızlığa uğramaz.”

                                               Zig Ziglar

Çocuk eğitiminde en önemli koşul sevgidir. Her zaman her koşulda sevildiğini bilen   çocuğun duygusal gelişimi dengeli olur.

 

Anne-babalar, çocuk için en önemli besinin "sevgi" ve "sevecenlik" olduğunu bilerek, çocuklarına yeterince ilgi ve sevgi göstermelidirler. Bu konuda özellikle aşırıya kaçmamaya dikkat edilmelidir.

 

Bir kişi susadığı zaman, ona sunulan su değerlidir. Çocuk için de O istediği zaman verdiğiniz sevgi daha değerlidir. Zamanınız ne kadar az, işiniz ne derece önemli ve yoğun olursa olsun, çocuk sevgi istediğinde ona yaklaşılmalı ve sevgi gösterilmelidir. Çocuk anne ve babasından yeterli ilgi ve sevgi göremezse, onların ilgisini çekmek için kimi yan yollar arar. örneğin; yemek yemez, ev halkı da yemek yemesi için çocuğun üzerine düşer. Çocuk sevgi ve ilgi gereksinimini bu yoldan gidermeye çalışır. Hatta çocuk öğretmen ve aileden yeterince sevgi göremezse onların isteği olan öğrenmeye karşı durur.

 

Bir yerde seminerimiz sırasında bir anne şunu sormuştu; "Hocam çocuğumuzun sevgi istediğine ve beklediğini nasıl anlarız?" Ona şu açıklamada bulunmuştum; "Bu durumda gelir sizi rahatsız etmeye başlar. Mesela, herkesin dikkatle T.V. seyrettiği bir sırada gider televizyonu kapatır, hem de filimin en heyecanlı yerinde. Baba eve gelmiş eline gazete almış tam gazete okumaya başlayacak gazetenin altından çocuk pat! pat! pat! Vurmaya başlar. Yada televizyon izliyorsunuzdur önüne geçer gövdesiyle izlemenizi engellemeye çalışır. Yada siz kendisiyle ilgilenmeyince gider öteki odada bir şeyleri kırar, döker ya da dağıtır. Bunlar hepimizin yaşadığı olaylar . Ama maalesef bir çoğumuz bu olayları görünce sevgi ve ilgi yerine tepki gösteriyoruz. Bu beklentiyi anlayamıyor ve "git başımdan" diyerek onu kovuyor, azarlıyoruz.

Çocuğun sergilediği bu davranışlar aslında  tamamen sevgi ve ilgi beklentisinden kaynaklanan davranışlardır. Sevgi ve ilgi beklerken, basma gelen bu durum çocuğu sarsar.

"Sevgi ve sevecenlik çocuğun kafasını okşayarak, el ele tutuşarak, kucaklanarak doğal bir şekilde kolayca belli edilebilir. Her yaşta ki çocuğun sevecenliğe, kucaklanmaya ve ilgiye ihtiyacı vardır.” Zig Ziglar

"Çocuklarınızı çokça öpün! Her öpücük karşılığında cennette bir derece
olacaksınız."          H.z. MUHAMMED (s.a.v.)

Çocukta görülen başarısızlık çoğu kez sevgi azlığından doğmaktadır. Okullarımızdaki uyumsuz çocukların sevgiye muhtaç olduğunu görürüz. Sevgiden yoksun çocukların büyümesi, yürümesi, konuşması gecikir. Zeka düzeyinde gerileme olur.

Bu konuda bir araştırmayı vermek istiyoruz;

Gecekondu semtlerinden hastanede doğmuş 100 çocuk denemeye alınır, boğan çocuklar, tek-çift yolu ile rasgele Seçilerek tekler hastanede alı konulur. Çiftler de ailelerine verilir. Hastanede kalan çocukların her türlü bakımları en iyi şekilde yapılır, diğer çocuklar ise yoksul aile yaşantılarına bırakılır. Çocuklar yedi yaşına geldikleri zaman yapılan ölçmede, gecekondularda ama ailelerinin yanında yetişen çocukların zekâ, beden ve duygusal gelişim yönlerinin hastanede yetişenlerden daha üstün olduğu görülür.

 

Çocukları sevmek ateşe karşı bir kalkandır. Onlara iyilik etmek kişiyi
sırattan geçirir. Onlarla beraber oturup yemek, ateşten (cehennemden)
uzaklaştırır.          H.z. MUHAMMED (s.a.v.)

Aşırı sevgi de zararlıdır. Aşırı sevgi ve ilgi gösterilen çocuklar; şımarık yada pısırık (kendine güvensiz) olurlar. Her şeyin en iyisini kendisine ayırmak isteyen bir kişilik kazanır. Çocuğun sevgiyi almayı, vermeyi ve ayrıca sevgiyi paylaşmayı öğrenmesi gerekir.

 

Seminerlerimde anne-baba-çocuk arası sevgi eksikliğinin nelerden kaynaklandığı üzerinde dururum. Seminere gideceğim yerlerden isteklerim olur. Herkesin şaşırdığı en ilgi çekici isteğim 5 adet yastıktır. Yastık sözünü duyanlar önce bir şaşkınlık geçiriyorlar ve sonra yastıkları ne yapacağımı soruyorlar. Yastıkları birbirini çok seven eşleri ayırmak için kullanıyorum, önce gelen eşlerin bir birine sarılmalarını istiyorum ve onları alkışlattırıyorum. Sonra yastıklardan ikisini anneye, üçünü de babaya veriyorum. Verdiğim yastıklardan iki tanesinin onların anne-babaları olduğunu, babada olan üçüncü yastığın ise babanın işi olduğunu söylüyorum. Sonra da sarılmalarını istiyorum tabii şartlamıyorlar ve herkes gülüyor. Gerçekten bir birlerini çok sevmelerine rağmen anne-babaların arada olmasından dolayı ayrılma noktasına gelen eşler gördüm. Ve bu durum beni kahrediyor.

Ayrıca iş hayatı ailemizle daha mutlu ve daha huzurlu olmamıza katkı sağlamak için vardır. Bizi bir birimizden uzaklaştırmak için değil. İşimiz yüzünden biricik eşimizi ve çocuklarımızı ihmal ettiğimizi ne zaman fark edeceğiz. Aramızdaki iş yastığından kurtulmak ve ailemize zaman ayırmak zorundayız.

 

Bununla ilgili şu iki hikaye gerçekten çok etkileyici;        

 

                                     20 DOLARLIK VAKİT

Adam yorgun argın eve döndüğünde 5 yaşındaki oğlunu kapının önünde beklerken bulmuş. Çocuk babasına: "Baba l saatte ne kadar para kazanıyorsun?" diye sormuş.. Zaten Yorgun gelen adam: "Bu senin isin değil!.." diye yanıtlamış.

Bunun üzerine çocuk: "Babacığım, lütfen bilmek istiyorum." diye yanıt vermiş. Adam "illa ki bilmek istiyorsan 20 dolar." diye yanıt vermiş.

Bunun Özerine çocuk: "Peki bana 10 dolar borç verir misin?" diye sormuş.

Adam iyice sinirlenip: "Benim senin saçma oyuncaklarına veya benzeri şeylerine ayıracak param yok, hadi derhal odana git ve kapını kapat." demiş.

Çocuk sessizce odasına çıkıp kapısını kapatmış. Adam sinirli sinirli bu çocuk nasıl böyle şeylere cesaret eder diye düşünmüş.

Aradan bir saat geçtikten sonra adam biraz daha sakinleşmiş ve çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını düşünmüş. Belki de gerçekten lazımdı.

Yukarı çocuğun odasına çıkmış ve kapıyı açmış.. Yatağında olan çocuğa: "Uyuyor musun?" diye sormuş   Çocuk "Hayır" diye yanıtlamış. "Al bakalım istediğin 10 doları. Sana az önce sert davrandığım için üzgünüm ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim." demiş..

Çocuk sevinçle haykırmış; "teşekkürler babacığım." Yastığının altından diğer buruşuk paraları çıkarmış.

Adamın suratına bakmış ve yavaşça paraları saymış. Bunu gören adam iyice sinirlenerek: "Paran olduğu halde neden benden para istiyorsun? Benim senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak vaktim yok." demiş..

Çocuk: "Ama yeterince yoktu." demiş ve paraları babasına uzatarak: "İşte 20 dolar, 1 saatini alabilir miyim?" demiş..

 

"Suçlu çocuk yoktur. Suça itilmiş çocuk vardır."

Haluk YAVUZER

 

BİR OLAY:

BİR ÇOCUK İÇİN ZAMAN SEV6İ DEMEKTİR.

 

6enç bir adam ceza evini boylamak üzereymiş. Yargıç onu çocukluğundan beri tanıyormuş ve ünlü bir yazar olan babasıyla da tanışıyormuş. Sulh yargıcı,

-"Babanı hatırlıyor musun?" diye sormuş. Bu soruya

-"Onu oldukça iyi hatırlıyorum" seklinde cevap vermiş.

Suçlunun vicdanını yoklamaya çalışan yargıç şöyle demiş:

-"Mahkum edilmek üzereyken ve şu anda mükemmel bir insan olan

babanı düşünürken, onun hakkında net olarak ne hatırladığını anlatır

mısın?"

Bir sessizlik olmuş. Daha sonra yargıç beklenmeyen bir cevap almış;

-"Öğüt almak için yanına gittiğimde, yazdığı kitaptan başını kaldırarak bana baktığını ve "Çek git başımdan; çok meşgulüm !" dediğini hatırlıyorum. Ona arkadaşlık etmek için yaklaştığımda bana dönerek "Çek git başımda oğul; bu kitabı bitirmeliyim !" derdi. Sayın yargıcım siz onu büyük bir yazar olarak hatırlarsınız fakat ben onu kaybedilmiş bir arkadaş olarak hatırlıyorum"

Yargıç kendi kendine söylenmiş;

-"Yazık l Kitabı bitirdi ama oğlunu kaybetti l "

 Zig Zaglar'dan

 

"2.400 Besinci sınıf öğrencisi arasında yapılan bir araştırmanın sonucunda, çocukları en çok altüst eden şeylerden birinin anne-babaları ile çok az vakit geçiriyor olmaları ortaya çıkmıştır."  Zig Ziglar

 

"Bütün zamanlarını televizyon izleyerek harcayan fakat çocuklarını bir futbol maçına dahi götürmeye vakit ayırmayan anne-babalar, çocuklarına T.V. seyretmenin onunla beraber bir şey yapmaktan daha önemli ve öncelikli bir şey olduğu masajını verirler."

     Zig Ziglar

Sevgi, temelde çocukla geçirilen zaman anlamına gelmektedir.

Bu konuyla alakalı enfes bir şiir;

 

BEŞİKTEKİ KEDİ

Çocuğum geçen gün doğdu;

Dünyaya normal yolla geldi.

Fakat yakalanacak uçaklar ve ödenecek faturalar vardı;

Yürümeyi ben uzaktayken öğrendi.

Ve ben farkına varmadan konuşmaya başladı,

Ve büyüdükçe şöyle dedi.

Senin gibi olacağım baba.

Biliyorsun senin gibi olacağım.

Ve beşikteki kedi ve gümüş kaşık.

Mavi küçük oğlan ve aydaki adam.

"Eve ne zaman geleceksin baba?" "Ne zaman olur bilmiyorum,

Fakat geldiğimde görüşürüz;

Biliyorsun o gün birlikte iyi zaman geçireceğiz."

Oğlum geçen gün on yaşına girdi;

"Top için teşekkürler baba" dedi;

"Gel oynayalım.

Bana nasıl vuracağımı öğretir misin?”

"Bu gün olmaz" dedim,

"Yapacağım bir çok şey var".

"Problem değil" dedi. Ve yürüyüp gitti,

Fakat gülümseyişi hiçbir zaman sönükleşmedi,

"Onun gibi olacağım.

 Biliyorsun onun gibi olacağım" dedi.

Ve beşikteki kedi ve gümüş kaşık,

Mavi küçük oğlan ve aydaki adam.

"Eve ne zaman geleceksin baba?" "Ne zaman olur bilmiyorum.

Fakat geldiğimde görüşürüz;

Biliyorsun o gün birlikte iyi zaman geçireceğiz."

Bir önceki gün okuldan geldiğinde;

Ona söylemek istedim,

"Oğlum, seninle gurur duyuyorum, biraz yanıma oturur musun?"

Kafasını salladı ve gülümseyerek,

"Asıl istediğim şey baba, arabanın anahtarını ödünç almak;

Seni sonra görürüm, verir misin lütfen?" dedi.

Ve beşikteki kedi ve gümüş kaşık,

Mavi küçük oğlan ve aydaki adam.

"Eve ne zaman geleceksin baba?" "Ne zaman olur bilmiyorum.

Fakat geldiğimde görüşürüz;

Biliyorsun o gün birlikte iyi zaman geçireceğiz."

Uzun süre önce emekli oldum, oğlum yanımdan ayrıldı;

Geçen gün onu aradım.

"Eğer bir mahsuru yoksa seni görmek istiyorum" dedim.

"İsterdim baba, eğer zaman bulabilirsem" dedi.

"Biliyorsun yeni işim çok karışık ve çocuklar nezle.

Fakat- seninle konuşmak gerçekten güzeldi baba,

Seninle konuşmak çok güzeldi."

Ve telefonu kapattığımda.

Onun bana benzediğini;

Oğlumun benim gibi olduğunu fark ettim.

Ve beşikteki kedi ve gümüş kaşık.

Mavi küçük oğlan ve aydaki adam.

"Eve ne zaman geleceksin baba?"

"Ne zaman olur bilmiyorum.

Fakat geldiğimde görüşürüz;

Biliyorsun o gün birlikte iyi zaman geçireceğiz."

 

Siz ister çocuğunuza çok zaman ayırmak arzusunda olun, ister olmayın çocuk her şeyin farkındadır. Ne onu oyuncağa boğmak, ne bol öpücükle karşılamak, ne eğitim konusunda ona üstün olanaklar hazırlamak, ne de sosyal açıdan her türlü avantaj, sağlamak onunla birlikte sevgi ile bütünleşerek geçirilen zamanın yerini doldurabilir. Çocuk onunla geçireceğiniz zamana bakarak, onu sevip sevmediğinizi bilecektir. Bu nedenle anne-babalar, çocuklarına olan sevgilerini onlara zamanlarını vermekle göstermelidirler.

 

Ayrıca anne-babanın birbirlerine duydukları sevgiyi çocuklarının
önünde göstermeleri  çok önemlidir. Aşağıdaki olay bunun çocuk üzerindeki
etkisini çarpıcı bir şekilde gözler önüne sermektedir.


"Bir babanın çocukları için yapabileceği en önemli şey, annelerini sevmektir.
Ve bir annenin çocukları için yapabileceği en önemli şey babalarını
sevmektir.                                Zig zaglar

          

"Anne-babaların birbirine duydukları sevgiyi çocukların önünde
göstermeleri çok önemlidir."                         Zig Ziglar

 

 

SEVGİ GÖSTERMEK

 

"Oğlumla yıllar önce yaptığım bir sohbeti unutamıyorum. Ona sormuştum;

-"Oğlum eğer her hangi bir kimse sana babanın en çok neyini seviyorsun diye sorsaydı ne söylerdin."

Şöyle bir an durup düşündükten sonra;

-"Babamın en sevdiğim yönünün annemi sevmesi olduğunu söylerdim."

-"Oğlum neden böyle bir cevap verecektin?"

" Baba biliyorum ki annemi sevdiğin sürece ona doğru şekilde davranacaksın; ve ona doğru bir şekilde davrandığın sürece biz bir aile olarak kalmaya devam edeceğiz çünkü oda seni seviyor. Yanı babacığın siz birbirinizi sevdiğiniz sürece, ben hiçbir zaman senin yada annemin yanında yasama yönünde bir tercih yapmak zorunda kalmayacağım."

" Gerçek   sevgi çocuğunuzun yapmanızı istediği ya da sizin açınızdan en kolay olan şeyi yapmanız değil, çocuğunuz için en iyi olan şeyi yapmanızı gerektirir." Evet bizim için ve çocuğumuz için zor olsa da. Onun iyiliği için her şeyi göze almalıyız.

Bu hikaye bunu çok güzel anlatıyor;

 

ÇOCUKLARINI 6ERCEK SEVGİYLE SEVİYORLARDI

Kanada’da yasayan beyinsel felçli bir gençti David. Lofchick ailesi onu tam otuz doktora göstermişlerdi. Hepsi de oğulları David için hiçbir umut ışığı olmadığını söylemişler ve hem çocuğun kendi iyiliği hem de ailenin "normal" olan diğer bireylerinin iyiliği için bu çocuğun bir kuruma yerleştirilmesini önermişlerdi. Tüm bunlara rağmen . Lofchick ailesi problemler yerine çözümlere odaklanan başka bir doktor buldular. Bu Chicago'da ki dünyaca ünlü Dr. Pearlstein'di.

 

David Chicago'ya muayene için götürüldü. Çok detaylı bir muayene yapıldı. Dr. Pearlstein, David'in kendisinden beklenen gelişimi yakalayabilmek için neler yapılması gerektiğini ortay koydu.

Yapılması gereken şeylerden birisi şuydu: David iki yaşında iken bacaklarına ağır destekler konulacak ve her gün bu destekler daha da sıklaştırılacaklardı. Dolayısıyla çocuğun acı hissi gittikçe yükselecekti. Anne yada baba bu destekleri kullanmaya başladıklarında, küçük David'in  protestolarıyla karşılaşacaklardı.

Şimdi sizin bu ortamı gözünüzde canlandırmanızı istiyorum. David güzel bir çocuktu -siyah saçlı, güzel yeşil gözlü,parlak ciltli bir çocuk- Yaşlı gözlerle "Anneciğim, bunları gece boyunca bacaklarımda tutmam şart mı? Ya da "Babacığım, bu şeyleri bir kez olsun bacaklarıma takmasan olmaz mı?" veya "Bunları bu derece sıkmanız şart mı?"diye yalvarıyor. Tüm ana-babaların bu durumu kolayca kavrayacaklarından eminim. Fakat bu insanlar David'i o kadar çok seviyorlardı Ki, ömür boyu sürecek olan bir gülümseme uğruna anlık göz yaşlarını bir kenara bırakabildiler.

Bu gün "Küçük David" yirmi dokuz yaşında. Yaklaşık 90 kg ağırlığında ve Kanada'nın en büyük firmalarından birisi olan Winnipeg'in bir numaralı satış elemanı. O her alanda önde gelen ve seçkin bir insan. Mutlu bir evliliği var; güzel sağlıklı bir kız çocuğu ve yakışıklı, gürbüz bir erkek çocuğunun babası.

Aşağıda hem çocuklarınıza hem de eşinize uygulayabileceğiniz sevgiyi arttırıcı pratik öneriler veriyoruz, bunları inceleyip uygulama içine girerseniz çok şeyin değiştiğini göreceksiniz.

 

SEV6İNİZİ ARTIRMANIN YOLLARI

1- Onu sevdiğinizi ve ona değer verdiğinizi sık- sık belli edin

2- Ona ara sıra özel bir hediye verin

3- Bir arkadaşa ihtiyacı olduğunda mutlaka onun yanında bulunun

4- Ona her zaman için vakit ayırın

5- Sık- sık onunla yürüyüşe çıkıp konuşun

6- Birlikte yemek- yemek için dışarı çıkın

7- özel günlerinde kesinlikle hatırlayın

8- Konuşurken tamamen onu dinleyin

9- Konuşurken tamamen samimi konuşun

10- Ona kesinlikle yalan söylemeyin

11- Konuşurken kesinlikle gözüne bakın

12- Onun iyi özelliklerini keşfetmeye çalışın

13- Onun üzüntülerini ve dertlerini dinleyin

14- Onun size tamamen güvenmesini sağlayın

15- Boş zamanlarınızı ona ayırmaya çalışın

16- Onun için fedakarlıkta bulunmaktan kaçınmayın

17- Onun arkadaşları ile tanışın

18- Tatil için birlikte program yapın

19- Uzun sûre ayrı kalmayın

20- Onu anladığınızı hissettirin

21- Onun sevmediği şeyleri öğrenin

22- Onu değiştirmek yerine önce kendinizi değiştirmeyi düşünün

23- Onun hoşuna giden şeylerin bir listesini yapın

24- Yarınlar için birlikte plan yapın

25- Hayal ve düşüncelerinizi onunla paylaşın

26- Ona kızdığınızda onunla hemen konuşmaya çalışın

27- Yaptıkları hakkında tahminde bulunmak yerine onunla iletişim kurun

28- Onun kaygılarını anlamaya çalışın

29- Onunla bir çok ortak yönünüz olduğunu düşünün

30- İyi yönlerini sık- sık aklınıza getirin

31- Onu her zaman için kontrol etmeye çalışmayın

32- Kendini ifade etmesine sık- sık izin verin

33- Onun hayatındaki zorlukları sık- sık hatırlayın

34- Başarılarını takdir edin

35- Yanında olduğunuzu hissettirin

36- Duygularına öncelik tanıyın

37- Onu olduğu gibi kabul etmeye çalışın

38- Onu toplum önünde eleştirmeyin, ona kötü söz söylemeyin

39- Onun için özel olan nedir ? Onu bulun

40- Onun sevdiği şarkıları öğrenin ve birlikte dinleyin

41- Ona bir kitap alın ve onun için imzalayın

42- Ona iltifat etmeyi unutmayın

43- Hata yaptığınızda ondan gecikmeden özür dileyin

44- İyiliği karşısında teşekkür etmeyi unutmayın

45- Hatalarını büyütmeyin ve ona karşı hata yapmamaya çalışın

46- Onun hakkında iyimser olun . iyi düşüncelerinizi pekiştirin

47- Onun hakkındaki iyi düşüncelerinizi diğer insanlara söyleyin

48- Gücendiğinizde ondan kaçmaya çalışmayın

49- Onun yerine sık- sık kendinizi koyun

50- Endişelerinizi rahatça söyleyin

51- Ona biraz daha zaman tanıyın

52- Onun için yaptıklarınıza bir yenisini ekleyin

53- Her şey bittiğinde ona bir şans daha tanıyın

54- Hayatınızın her aşamasında onu da düşünün.

55- Kişiliğine önem verin , duygularını anlamaya çalışın.

56- Onun iyi yönlerini görün,kötüleri göz ardı edin.

57- Her gün iki güzel söz söyleyin.

58- Birbirinizi 60 saniyelik kucaklaşmayla karşılayın,

59- Her hafta eşinizle, çocuğunuzla baş başa geçireceğiniz bir zamanı programlayın.

60- İletişim kurarken sevgiyle yaklaşın

 "BAKMAK" Çocuğunuzla konuşurken onun gözlerinin içine bakırsanız, çocuğunuzun kişisel gelişimine yardımcı olursunuz. Çocuğunuz sizin açınızdan önemli olduğunu hissederse, vermek istediğiniz diğer mesajların hepsini dinleyecektir.

"YÜRÜMEK" Akşam yemeklerinden sonra yapılacak 20 ile 30 dakikalık yürüyüşler Ailenizin kenetlenmesini sağlar. Bu esnada birbirinizin hislerini "paylaşarak" ve "dinleyerek" bir çok şey "öğrenebilirsiniz"

Tüm bu gezintilerinizin çocuğunuzun kişisel güveni Özerinde büyük bir etkisi olduğunu

sakın unutmayın. Onunla zaman geçiriyorsunuz, onu dinliyorsunuz, onunla konuşuyorsunuz yani başka bir anlamda ona "saygı duyuyor" ve  onu "anlıyorsunuz". Siz, çocuğunuzun hayatındaki en önemli kişi olarak, saygınızı ve zamanınızı ona yönelterek onu "düşündüğünüzü " çocuğunuza belli ediyorsunuz.

 

BIRAKIN ÇOCUKLARINIZ OYNASIN

 "Oynamayan at tay olmaz." Türk Atasözü

Oyun. çocuğun gelişmesi ve kişilik kazanması. için sevgiden sonra gelen ikinci en önemli ruhsal besindir. Sevgiden yoksun bir çocukluk gibi oyunsuz bir çocukluk da düşünülemez. " Çocuk ruh sağlığı sevilmek ve oynamaktır." Atalay Yörûkoğlu

 

Çocuğun oyun oynaması, onun gelişimi açısından çok önemlidir Çocuk
oynadıkça duyular, keskinleşir, yetenekleri serpilir, becerisi artar Çünkü
oyun çocuğun en doğal öğrenme ortam.d.r. Duydukların, gördüklerini sınayıp
denediği öğrendiklerini pekiştirdiği bir deney odasıdır. Oyun; çocuğu yetişkin hayata hazırlayan en etkin yoldur. Çocuğun en önemli eğitim araçları oyuncaklarıdır. Oyun ile insan ilişkileri, yardımlaşma, konuşma, bilgi edinme, deneyim kazanma, psiko-motor gelişimi duygusal ve sosyal gelişimi etkilediği
gibi, zihin ve dil gelişimini de etkiler.


Yetişkinler gözüyle oyun: çocuğun eğlenmesi, oyalanması, başlarından savmak için bir uğraş olarak görürler, oysa oyun, çocuk için ciddi bir istir. Çocuk oynadıkça
becerileri artar, yetenekleri gelişir. Çevresini, bilinmeyenleri tanır
kendisi için anlaşılır duruma getirir.

Oynayan çocuk, kendi küçük dünyasındadır. O dünyaya kendisi egemendir. Kuralların, kendisi koyar ve kendisi bozar. Karışmaya kalkan olursa sinirlenir. Kurduklar, oyunu, yerleştirdikleri eşyalar, değiştirmeyi bir deneyin, hemen tepki gösterirler. Diktikleri kuleyi yanlışlıkla devirseniz yemden yapılamazmış gibi ağlarlar.

Oyun, çocuğun dili ve en etkili anlatım aracıdır. Oyun aracılığı ile üzüntülerini, kaygılarını, korkularını dile getirir.

Oyunlarında büyükleri taklit ederler. Bebeğini sallayan giydirip besleyen, yatağına yatırıp ninni söyleyen bir küçük kız, annenin yavrusuna verdiği bakımı ayrıntılarıyla uygulamaktadır. Bebeğiyle konuşurken söylediği sözlerin kendi annesininkilere benzediği de gözden kaçmaz, zorlayışı, avutuşu, okşayışı ve sözlerinden kendi annesini sahnede oynadığını sanırsınız.

Oyun çağındaki çocukların arkadaş edinmesi, ördek yavrularının suya dalar dalmaz yüzmeleri gibi doğal bir istir. Yeter ki çocuk, yaşıtlarıyla

kaynaşabileceği ortamı bulsun. Bir araya gelen iki çocuk daha birbirinin adını öğrenmeden oynamaya koyulurlar. Ancak birlikte oynayabilmek için, oyuncakları paylaşmak, oyun kurallarını bozmamak gerekir. Başlangıçta çekişme, itişme ve bozuşma olağandır. Ama bozuşmalarıyla barışmaları bir olur. Oyunun tadı bencilliği geriye iter. Oyunun çekiciliği üç yadından başlayarak çocukları is birliğine iter. Böylece oyun, çocuğun toplumsal bir varlık olarak gelişmesinde en doğal ortam olur. Oyun aracılığıyla gelişen arkadaşlık ilişkileri giderek toplu oyunlarda daha düzenli bir arkadaşlığa yol açar.

Oyun çocuğun en güçlü ve doğal dürtülerinden biri olan saldırganlık dürtülerini boşaltmasına da yarar. Kendisine uygulanan cezaları hayalde de olsa başkalarına uygulayarak, doktor olup iğne yaparak, polis olup suçluları yakalayarak bu dürtülerine uygun bir çıkış yolu bulur. Yalandan ölür ve öldürür.

Çocuğun oyunlardaki davranış biçimi aile içinde aldığı eğitimi yansıtır. Evde her istediği yapılan, bir dediği iki edilmeyen çocuk başlangıçça zorluk çeker. Bencil davranır, paylaşmaya yanaşmaz. Çocuk küser, mızıkçılık eder. Zora gelince büyüklere sığınır, özellikle ev dışında yaşıtlarıyla oynama olanağı bulamayan çocuklarda sıklıkla görülür. Oyunda hep saldırgan ve bencil davranan bir çocuk da, ana baba tutumunu oyuna aktarıyordur. Ya da evde sindirilen kısıtlanan bir çocuktur. Oyunda hep silik kalan, başkalarını izleyen bir çocuk da bağımlı yetiştirilmesini yansıtıyordur. Evde kazanılan olumlu olumsuz kişilik nitelikleri oyunda sınanır.

 

Bununla alakalı olarak bir olayı aktarmak istiyorum;

Bir öğrencim sürekli bana gelip arkadaşlarından şikayette bulunuyordu. Ben

de arkadaşlarını çağırıp, onlarla konuştuğumda; arkadaşlarının da ondan

şikayet ettiklerini gördüm. Arkadaşlarından birisi aynen şunları söyledi; "Hocam sürekli onun dediğini yapmamızı istiyor. Eğer yaparsak bir problem yok. Ama yapmazsak bize küsüyor, kızıyor. O da bir kez bizim dediğimizi yapsa ne olur." Çocuğun annesini tanıyınca; Onun her istediğini yapan aşırı çocukla ilgilenen, bir anne karsıma çıktı. Çocuk annesinden gördüğü ilginin aynısını arkadaşlarından da bekliyordu. Onlardan bu ilgiyi göremeyince hayal kırıklığı yasıyordu.

Anne için yavrusu Onun "bir tanesi, canısı" olabilir. Ama arkadaşları için sadece diğerleri gibi bir arkadaştı.

Oyun, kazanılan olumlu özelliklerin pekiştirildiği, geliştirildiği bir ortamdır aynı zamanda. Olumsuz niteliklerin de değişmeye uğradığı bir deneme alanıdır. Bu nedenle oyunun çocuk için eğitici, düzeltici bir işlevi vardır. Kendi hakkını korumak, başkalarının hakkını gözetmek, is birliği ve paylaşma evde değil, ancak oyun ilişkilerinde kazanılan toplumsal özelliklerdir.

Oyun okul öncesi yaşlarının tek uğraşıdır. Ancak okula başlamakla oyun gereksinimi sona ermez. Çocuk büyüdükçe, gelişim düzeyine göre biçim değiştirerek sürer gider. Bu nedenle okulu oyun çağının sonu gibi görmek yanlıştır, İlk öğretim çocuğunu "oyundan kesmek", oyundan alıkoymak yanlıştır. Çocuğu öğretmeden soğutmanın en kestirme yoludur. Bunun yerine oyunu, öğrenmenin yardımcısı ve aracısı kılmak gerekir. Oyuna doymamı; bir çocuk okuldaki öğretime hazır değildir.

 

5-   ÇOCUĞUNUZUN MUTLAKA ARKADAŞLARI OLMALI.

Arkadaş ilişkileri çocuğun evinde karşılanamayan en önemli gereksinimlerinden biridir. Arkadaş edinmek ve ilişkiyi sürdürmek belli bir olgunluk ister. Bu bakımdan bir kimsenin ruhsal olgunluğunu kurduğu arkadaşlıklara bakarak anlayabiliriz. Hiç arkadaşı olmayan bir kimsenin önemli ruhsal sorunları olduğunu duraksamadan söyleyebiliriz. Gerçekten çocukluğun en ağır ruhsal bozukluğu olan içe kapanıklık hastalığında, en belirgin özellik yaşıtlarına karışmamak, arkadaşlık edememektir.

Kimi ana-baba çocuğun yaşıtlarıyla oynamasını bilerek engeller. Çocuğuna hem ana-baba hem de arkadaş olabileceğini sanır. Çocuğuyla yer, içer, oynar, onu gezdirir. Ama yaşıtlarıyla ilişkisini ya açıktan yada dolaylı olarak kısıtlar. Çeşitli oyuncaklar alınır, evde oyalamak için aşırı çaba harcanır. Çocuk yaşıtlarının oyununu camdan izler. Bir süre sonra, örneğin okul çağında, istese de başlayacağını bilemez. Evde oturmayı yeğler.

Bir çocuğun hiç arkadaşı yoksa ve kendini Özellikle yalnız ve sosyal açıdan yetersiz hissediyorsa, kaygı duyulacak bir durum söz konusudur.

Çocuğunuz arkadaşsız kalmışsa ve bundan olayı acı çekiyorsa, olabildiğince çabuk müdahalede bulunmalısınız.

Arkadaşlık çocuğa toplumsal yaşamında gerekli olan uyumlu ilişkileri ve işbirliğini öğrettiği gibi, ezmeden ve ezilmeden yarışma yeteneği de kazandırır. Önder olma, yönetme, belli bir amaca yönelik takım çalışmasına katılabilme, sorumluluk alabilme gibi evde kazanılması mümkün olmayacak yetenekler arkadaşlık ilişkileriyle kazanılabilir.

Arkadaş ilişkileri çocuğa kendi kendini gerçekçi olarak değerlendirme olanağı verir. Başkalarına bakarak kendini tartar. Beğendiği ve beğenmediği özellikler biçimlenir.
Arkadaşlarıyla ortak yanlarını ve ayrıldığı yönleri görür, insanlarda beğenmediği özellikleri hoş görüyle karşılamaya alışır. Arkadaş ilişkilerini sürdürmek bencilliğin yenilmesine bağlıdır. Karşılıklı alıp verme ve özveriyi gerektirir.

Çocuklarımızın okul yada çevreden edindiği arkadaşlarına saygı gösterilmelidir. Değilse, bizlerden gizli olarak, dilemediğimiz kimselerle ve dilemediğimiz yerlerde, hoş göremeyeceğimiz arkadaşlık biçimi geliştirebilirler.   Ne kadar isteseniz de, çocuğunuzun sınıftaki başka bir çocukla oyun oynamasını kesinlikle yasaklamayın; çünkü böyle bir yaklaşım ulaşmak istediğinizin tam tersi bir sonuç doğurabilir. Çocuğunuza karşı dürüst olun. Beğenmediğiniz arkadaşı hakkındaki kaygılarınız anlatarak, başka bir çocukla oyun oynamasının neden daha iyi olacağını açıklayın. Ana-baba ocağında iyi eğitilmiş bir çocuğun kötü arkadaşlara uymasından korkmamalıdır. Bir bakıma arkadaşsızlık, kötü arkadaşları olmasından daha sakıncalıdır. Çocuk arkadaşlarının yoluna gidiyor, onlara körü-körüne uyuyorsa önce evde edindiği eğitimde bir eksiklik aramak daha doğru olur. Her çocuk deneye deneye birazda kendi eğilimine uygun arkadaşlar bulur. O zaman ne yapmalıyız? Çocuğunuzu bir arkadaşlıktan vazgeçirmenin yollarından biri de, onun daha iyi başka bir arkadaşlık kurmasını teşvik etmektir. Alternatifini koymadan yasak getirmemelisiniz. Çünkü yapılmasını doğru bulmadığımız şeyleri kesin bir dille menetmek çözüm değildir. Niçin yapılmaması gerektiğini ona mantıki ve hissi delillerle izah etmeliyiz. Yoksa insanlar men edildikleri şeylere karsı daha fazla isteklidirler, insanları yanlışlarından vazgeçirmek için, onlara daha iyi bir alternatif sunmak lazım.

 

                                     BİR HİKAYE

 

Fakir bir kız çocuğu, yere atılmış bir şekeri görür. Hemen alıp ağzına götürürken oradan geçen birisi durumu görür, koşar “at onu yere, pistir hasta olacaksın!” derse de çocuk şekere daha fazla sarılır. Adam bir anda ne yapması gerektiğini anlar.Hemen orada bulunan bir şekerci dükkanına dalar, bir çikolata alarak kıza uzatır ve “al bunu ye, at o şekeri yere” der. Çocuk hiç duraklamadan şekeri fırlatır ve çikolatayı alır, adama sevinç dolu gözlerle bakar.

 

Çocuğun arkadaşlık ilişkileri ana-babanın denetimi dışında tutulmalıdır demek de doğru olmaz. Ne var ki, oyun gibi arkadaşlık da çocuğun ev dışındaki özgürlüğünün bir ürünüdür.

Çocukların arkadaşlığa verdikleri önem çok büyüktür. Arkadaşlarca aranıp benimsenmek çoğu kez büyüklerce beğenilmek veya derslerde başarılı olmaktan önde tutulur. Gerçekten çocuklar arasına da yürütülen araştırmalarda en beğenilen, en çok oy toplayan arkadaşların, en uyumlu çocuklar olduğu ortaya çıkıyor. En beğenilenler; canlı, dışa dönük,atılgan, bağımsız, neşeli ve iyi huylu çocuklardır. Bu çocuklar zeka ve başarı yönünden ortalamanın üstünde olmakla birlikte en zeki ve en yetenekliler arasında değildirler. övüngen, üstünlük taslayan, gürültücü, mızıkçı ve saldırgan olanların en az beğenilen arkadaşlar olduğunu söylemeye bilmem gerek var mı?

 

 6-   ÇOCUĞUNUZU KİMSEYLE KIYASLAMAYIN

Çocuklarımızı en çok kızdıran davranışların başında "onları başkalarıyla kıyaslamak geliyor." Hiç unutmuyorum Anne-babaları hakkında çocuklarla sohbet ediyorduk, yani onları çekiştiriyorduk! Bir öncem kalktı ve şunu söyledi; "Hocam onları çok seviyorum ama, ah şu kıyaslamaları yok mu çıldırtıyor insanı..."

Anne-babalar her çocuğun kendine özgü niteliklerle donanmış ayrı bir birey ve keşfedilmeyi bekleyen ayrı bir dünya olduğunu düşünerek diğer çocuklarla ve kardeşleriyle kıyaslama yoluna gitmemelidir. Kıyaslamalar kıskançlık yaratır. “Senden temiz giyindiği için Kardeşini daha çok seviyorum” ya da “onun  notları seninkinden daha iyi” gibi kıyaslamalar, çocukta kıskançlık oluşturur. Kıyaslama yerine çocuktan istediğimiz davranışların neler olduğunu ona duyurmak ya da sezdirmekle yetinmeliyiz.

Kardeşler arası geçimsizlik olduğunda taraflı davranılmamalıdır. Özellikle kız-erkek, büyük-küçük ayırımı yapılmamalıdır.

 

7-   KARDEŞ KISKANÇLIĞI

Çocuklarda ilk kıskançlık ikinci çocuğun doğumuyla başlar. O güne kadar evin sultanı olan bebek ikinci dereceye düşer ve bu durum onu kızdırmaya başlar. Çocuk kardeşine saldırgan davranışlar ( vurma, ısırma gibi) şeklinde yada tam tersi aşırı sevgi şeklinde kendini gösterebilir. Tekrar ilgiyi

kazanmak için gerileme davranışları (alt ıslatma, tırnak ısırma, parmak

emme gibi) gösterebilir.

 

Bunları az da olsa önleyebilmek için;

1-   Daha yeni birey dogmadan büyük kardeş bu yeni kardeşine karsı sevgi dolu hislerle hazırlanmalıdır.

2-   Bebeğin beslenmesi, temizlenmesiyle ilgili küçük sorumluluklar vermek

3-   Bizim yardımımız olmadan bebeğin yaşayamayacağını, hiçbir şey yapamayacağını sezdirmek ve onunda yardımını sağlamak en iyi yollardan biridir. Böylece çocuk kendisinin ağabey yada abla olduğunu öğrenecek, ev içindeki birinciliği sürdürmek için bebeği hoş tutacak, ona iyi davranacak ve görüp gözetecektir.

4-   Onun yanında yeni doğan bebeği coşkulu bir şekilde sevmemek.

5-   Ayrıca ikisine de eş değer giysiler alınmalıdır.

Çocuğun kardeşi olması onun geçmesi gereken önemli bir deneyimdir. Çocuk bu sayede sosyalleşme, paylaşma gibi önemli kişilik özelliklerini kazanır. Küçük kardeş olayından 5 yaşından küçük çocuklar daha fazla etkilenmektedir.

 

8-    GİYİM VE HARÇLIK...

Çocuklarımızın giyim ve harçlığı, arkadaşlarının derecesinden aşağıya düşmemeli, yukarıda çıkmamalıdır. Eğer daha düşük olursa; arkadaşlarını yanında ezilir ve onların arasına karışamaz kendine güvenerek hareket edemez. Ayrıca hırsızlık gibi istenmeyen yollara başvurmaya kalkabilir.

Eğer daha yüksek olursa; arkadaşlarına bu durumuyla caka satabilir. Onlara kendisinden daha düşük seviyede olan insanlar şeklinde davranabilir. Bu durumda arkadaşlarını ona karşı cephe almalarına ve onu dışlamalarına sebep olabilir. Ayrıca gereksiniminden daha fazla bir miktarda harçlık alan çocuk, gereksinimlerini karşıladıktan sonra elinde kalan bu parayı başarılı bir şekilde kullanamaz. Var olan kalem ve silgilerinin yanına yenilerini ekler.

İsraf ve doyumsuzluk böylelikle başlar. Bu sebeple çoğunlukla ekonomik koşullar, iyi olan ailelerde anne-babalar, çok para vererek çocuklarının mutluluğu yerine, mutsuzluğuna ve doyumsuzluğuna sebep olmaktadırlar.

ilköğretim birinci sınıfından hırsızlık yapan bir öğrencimiz öğretmen, tarafından bize getirildi. Çocukla konuştuğum zaman ailenin verdiği parayı onun az bulduğunu anladım. Bu çocuğumuzun anne-babası, bir birinden ayrıydı Çocuk annenin yanında kalıyordu. Anneyi çağırdım ve onunla harçlık konusunu görüştük. Anne bana dedi ki; "Hocam eskiden aşır, derecede zengindik ve çocuğu babası, ben ve dayısı çok para harcamaya alıştırmıştık. işlerimiz bozuldu şu anda eski halimize göre durumumuz oldukça kötü. Ben, kesseniz günde 250 bin liradan daha fazla çocuğuma verebilmem mümkün değil."
" 250 bin liranın onun yaşındaki bir çocuk için zaten yeteri, olduğunu söyledim.

Şunu da ekledim "Ama maalesef oğlunuz için yeterli değil."

Şimdi düşünüyorum! Acaba hırsızlık yapan çocuğumuz mu suçlu, yoksa onu doyumsuzluğa alıştırmış ailemiz mi diye?

ilkokulun ilk sınıflarındaki çocuklara cep harçlığının "günlük" verilmesi daha uygundur. Bu paranın hangi ihtiyaçlar için verildiğinin de çocuğa izah edilmesi gerekir. Büyüdükçe gün aşırı yada iki gün aşırı verilmeye başlanmalı daha sonra haftalık verilmelidir. On beş gün yada aylık olmaz çünkü bu süre çocuk için çok uzun olur.

Harçlık verirken;

a)    Kardeşler arasındaki denge ve istikrar korunmalı,

Çocuğa her istediğinde harçlık verilmemeli,

Harçlığın iyi kullanılması yolunda çocuğa yardımcı olunmalıdır.

Onunla birlikte, bu parayla yapmak isteyebileceklerini düşünün. Ona gerekirse öneriler sunun, ama talimatlar vermeyin. Ve özellikle kendi fikrinizi ona zorla yaptırmaya çalışmayın. Size göre tamamen garip bir şey almayı mı hayal ediyor? Kesinlikle müdahale edilmemelidir.

d)   Cep harçlığı bir ceza olarak kesinlikle kesilmemelidir.

e)   Bütün çocuklara aynı miktar vermeyin. Yaşa göre bir artışa itaat edin.

f)   Cep harçlığını, okuldaki başarıları ya da evdeki yardımları ile hiçbir zaman     bağdaştırmayın.

 

9-   ÇOCUĞUNUZUN DAHA GÜZEL KONUŞMASI İÇİN

Her kez bir ağızdan "Bunu kim istemez" diyordur. Hepimiz böyle çocuklara sahip olmak elbette isteriz. O zaman Profesör Farley' in sözlerine kulak verin: " Eğer bütün gün çocuğu televizyon önüne bırakır, onunla yeterince konuşmazsanız çocuğunuzun konuşması elbette gecikecektir."

Ayrıca Çocuk psikolojisi uzmanı Prof. Lallery Ferson tarafından 2000 çocuk üzerinde yapılan bir araştırmaya göre: 12 aylık çocuklar ortalama O ile 50 arası kelime konuşurken,

24 aylık çocukların bildiği kelime sayısı 50 ile 600 arasında.

Yapılan bu araştırmaya katılan çocukların aileleri incelendiğinde ; çocukların kelime hazinelerinin zenginleşmesinde anne-babanın bilinçli yaklaşımının ve bulundukları çevrenin rolünün katkısı   kesin bir şekilde ortaya çıkıyor.

Doğum anından itibaren çocuk kendisiyle konuşulmasını ister. Araştırmalar gösteriyor ki; yeni doğmuş bir bebekle ne kadar "ilgilenir" ,"konuşulur" ve ona "şarkı söylenirse", hissi yönden çocuk o kadar sağlam olur.

"Meşgul dahi olsanız, çocuklarınızı "daha sonra anlatırsın" diyerek geri çevirmeyin."                                                                Zig Ziglar

 

Anne-baba olarak bizler çocuğumuzun konuşması adına onu teşvik etmeli, ona zaman ayırıp onunla bol-bol konuşmalıyız. Hayal dünyalarını bizimle paylaşmalarını sağlamalıyız. Onların kelime hazinelerinin gelişme sebeplerinden birinin, onlarla erişkin bir kişiyle konuşuluyormuşçasına konuşulması olduğu akıldan çıkarılmamalıyız.

Bunun bir diğer yolu da ona rahat soru sorma imkanı sağlamaktır. Çocuk sorduğu sorularla kendini ifade eder ve aldığı cevaplarla zihnindeki karışıklıklara açıklık getirir. Çocuğun zihnindeki bilgiler ne kadar netse çocuk o kadar güzel ve anlamlı cümleler kurar. Bizler çocuğumuzun soruları karşısında bunalıp ta "Yeter artık" “Kafamı şişirip durma" gibi sözlerle onun soru sormasını ve konuşmasını engellemediğimiz müddetçe çocuklarımız harika konuşacaklardır.

 "Her hangi bir soru sorduklarında sakın onları susturmayın." Zig Ziglar

Konuşmayı geciktiren öğeler;

1- Anne-babanın yeterince sevgi ve şefkat göstermeyip yeterince destekleyici olmamaları.

2-   Kendisinden sonra küçük bir kardeşinin olması kardeş kıskançlığına neden olu ki bu nedenle de bebeğin konuşması gecikebilir.

3-   Geçirilen kazalar da duygusal şoklara sebep olarak konuşmayı geciktirebilir.

4-   Ailede sürekli tartışmaların, kavgaların olduğu, dilin bir kavga aracı olarak kullanıldığı ortamlarda da bebekte konuşma isteği gelişmeyebilir. Konuşmaya karşı olumsuz tavır takınılır ve konuşma gecikebilir.

5-   Çocuk isteğini daha tam anlatmadan isteği ve ihtiyaçları anne-baba tarafından anlaşılıyor ve anında karşılanıyorsa, çocuğa kendini ifade etme fırsatı verilmiyorsa çocuğun konuşması için bir sebep kalmaz, bu durumda da çocuk 3-4 yaşına gelse bile hala konuşmayı öğrenmeyebilir.

Konuşmayı geciktiren diğer bir öğe de, anne-babanın çocuğun çıkardığı seslere tepkisiz kalmaları ve onunla yeterince ilgilenmemeleridir. Çocuk çıkardığı sesin çevrede bir etki bırakmadığını görünce konuşma isteği duymayabilir, bu durumda da konuşma gecikebilir.

 

10-   ÇOCUĞUNUZUN OKUL BAŞARISI İÇİN

"Çocuğunuzu bir "not makinesi" olarak görmeyin" Cristine Brunet

"Okul başarısı yüksek çocukları incelediğimizde çocuğuna sarılan, öpen
onunla küçüklüğünde ilgilenen babayı buluruz."       Zig Ziglar

Seminerlerimde "Basarı nedir, tarif eder misiniz?" diye ailelere sorarım. Sonra da peşinden şu soruyu eklerim; "Dersleri iyi olmayan; takdir ya da teşekkür alamamış, her hangi bir üniversiteyi kazanamamış bir kimseyi başarısız olarak kabul edelim mi? Gerçekten yanlış ama çocuklarımızın başarısı hep "ders başarısı" olarak algılanıyor. Ve maalesef aileler övünmek için çocuklarını mahvediyorlar. Basarı dendiğinde hep "dış başarıyı” algılıyoruz. Dış basarı; başkaları tarafından gözlenebilen davranışları   içerir.   Çocuk için    ele   alacak   olursak; Takdir alması, okul birincisi olması,   doktor,   mühendis v.b olmasıdır. Büyükler için ele alacak olursak; Parasal yönden zengin olma, şöhrete kavuşma, mevki ve kudret sahibi olma gibi...

Birisi "kızım evleniyor" dese, hemen; "damat ne iş yapıyor?" diye sorarız.
"Arabası, evi, malı, mülkü var mı?" diye sorar, damadın "başarını derecesini" saptamaya çalışırız.

Bu konuyla ilgili; iç ve dış başarıyı çok güzel yansıtan, hepinizin de bildiği güzel bir hikaye sizlere aktarmak istiyorum

 

HİKAYE

Adamın birinin saygısız, terbiyesiz etrafındakileri üzen bir oğlu varmış

Adam oğluna her seferinde "sen adam olamazsın" dermiş. Oğlunun da bu

çok zoruna gidermiş. Oğlu okumuş bir ile Vali, olmuş, ve babasına “adam

olduğunu" ispatlamak için kendi konumunu görsün diye. Apar topar babasını

ayağına getirttir”. adamcağız öğle ani ve hızlı  getirtilmiş  ki korkmuş ve ürkmüş.  Karşısında  Vali  olarak oğlunu görünce şaşırmış. Oğlu babasına:

"Baba gördün mü ben, Sen bana adam olamazsın der dururdun. Bak ben Vali

oldum" demiş. Babası, üzgün ve paldır küldür getirilmekten

kızgın : "Oğlum" demiş.

“ Ben sana Vali olamazsın demedim, adam olamazsın “ dedim. Eğer adam olsaydın zaten babanı, bu şekilde ayağına getirtmezdin” .

 

Dünya   olimpiyatlarında   Türkiye'de   TÜBİTAK   ın yapmış olduğu Matematik olimpiyatında    Okulumuza peş peşe  madalya getiren bir  öğrencim vardı. Ama arkadaşlarıyla  uyumu ve dostluğu yok denecek azdı.Kimseyle konuşmazdı. Sürekli okulun çevresinde tek başına gezerdi. Başarı, sadece ders başarısı, ya da buradaki öğrencimizi o  ders hem olimpiyat başarısı, olarak ele alırsak "çok başarılı" bir gençti.  Ama sorarım size insanlarla iletişimi çok zayıf olan bu gençle kim evlenmek ister. Evlendi diyelim, yarın eşiyle, çocuklarıyla ilişkisi ne kadar iyi olacak.

Okul hayat, boyunca dersleri zayıf olmasına rağmen; uyumlu bir eş, çocuklarıyla ilgilenen harika  bir baba, arkadaşlarının ısrarla aradığı ve sevdiği bir dost olmayı başaran bir kimseyi başarısız mı kabul edeceğiz? Ya da profesör olmasına rağmen etrafındaki insanların hepsini, küstürmüş,
herkesin arkasından  lanetler okuduğu bir insan, sırf “profesör” diye
başarılı mı, kabul edeceğiz?     

            Okula başlangıç, çocuğun yaşamında bir dönüm noktasıdır. Ünlü Türk düşünürü Gazali, okula başlayan çocuğu olan anne-babalara şu öneride bulunur.

“Okuldan döndükten sonra çocuğun güzelce oynamasına ve okul yorgunluğunu gidermesine izin verilmelidir. Çocuğun oyundan alıkonması ve devamlı eğitim yükü altında ezilmesi, onun kalbini öldürür,  zekasını  köreltir ve hayatı başına zindan eder. Hatta onu. dersten başını kurtaracak çare aramaya yöneltir."

Anne- baba çocuğa öğrenmesi konusunda baskı yerine destekle yardımcı olmalıdır.

Bu amaçla okula başlayan çocuğun hala oyun çocuğu olduğu akıldan çıkartılmamalı OYUN' a ve ÇALIŞMA' YA ayrı zaman ayırarak "Programlı Yaşam"a çocuk özendirilmelidir.

Okuldan yorgun gelen çocuk, ev içinde basket potasına sünger top atarak ya da bahçede oynayarak, dinlendikten en az l saat sonra tekrar derse oturabilir.

 "Çok çalışmak" yerine "verimli çalışmak" ilkesi temel alınmalı, bunun için zamanı iyi kullanması, çocuğa öğretilmelidir. Anne, çalışma alışkanlığını kazanmakta olan çocukla aynı masayı paylaşmamalı, zaman-zaman yanına gelerek ihtiyacı olduğu konularda sorularını cevaplamakla yetinmelidir.

Okuldan gelen çocuk "bugün derste başarılı mıydın?" sorusu yerine "Günün nasıl geçti, hoş geldin" cümlesiyle karşılanmalı, ilgi alanı ders başarısı değil, çocuğun kendisi olmalıdır. Anne- baba, aksamları kitap okuyarak çocuğu okumaya özendirmeli, hafta sonları açık alanlarda ( koru, kır, deniz kıyısı) yürüyüş, balık tutma ya da sinema, tiyatro, maç gibi farklı etkinliklerle değerlendirilmelidir. Çocuk, özgüvenini kazanması için ders dışında kendisini kanıtlayabileceği etkinliklere (bale, herhangi bir enstrüman çalma, yüzme, resim kursu, basketbol, tekvando vb.) yöneltilmeli, bu yöneltmede temel ölçü ilgi ve yetenekleri olmalıdır.

 

Hayatımız boyunca anlaşılmıştır ki "neşe ve istek" gerçekten önemli bir "motivasyonel öğrenme yöntemi" dir. Bunun için çocuklarımızda öğrenme faaliyetlerine karsı "neşe ve istek" meydana getirmemiz şarttır yoksa çocuklarımız iyice okuldan soğuyorlar. Dersler konusunda ki yaptığımız baskılar, sıkıştırmalar onların öğrenme isteklerini öldürüyor.

 

 6 ve 7 sınıflarda ki öğrencilerimize; "ders denilince ne hissettiğinizi bana söyler misiniz ?" diye sorduğumda aldığım cevaplar gerçekten felaketti;

•     "Kusacağım geliyor." »     "Nefret ediyorum."

•     "Kabus gibi bir şey."

•    "Tiksiniyorum."

Bu cevapları veren bir öğrencinin başarılı olması ne kadar mümkündür? Ve acaba başarısızlık sadece bu öğrencilerin suçu mudur? diye ister istemez   kendi   kendime   soruyorum.   Evet   istek   ve   neşe   uyandırmak zorundayız.

 

San   Diego  Eyaleti'nde  yapılan  bir araştırma, neşe  ve isteğin öğrencilerin sınavlarında daha başarılı bir sonuç elde etmelerine yardımcı olduğunu gösterdi. Dersten tam altı hafta sonra yapılan sınavda eğlenceli derslere katılan öğrenciler daha fazla basarı sağladılar.

 

“OKUL ÇOCUĞUN YANINDA ELEŞTİRİLMEMELİDİR.”

 

"Eğer anne-baba "hükümet, amir, polis, başbakan ...v.b. kişilerin otoritelerinden her hangi birisini küçümser veya çürütürse, çocuklarıyla arasındaki otoritenin de temelini kazıp çürütüyor demektir."   Zig Ziglar

Okul disiplin olayları evde tartışılmamalıdır. Çocuk okula karsı

soğutulmamalıdır. Okulca konulmuş yararsız kurallar varsa okul yönetimiyle konuşulmalı yada veli toplantısında dile getirilmelidir. Çünkü çocuğumuzun okulu sevmesi çok önemlidir. Unutmayın; insan sevmediği bir ortamdan hiçbir şey alamaz.

Okullarda çocuk başarısız olduğu zaman; "çalıştır, sıkıştır...." der kimileri   Böylece mengeneye alınan çocuk, ezilerek; silik, uydu bir kişilik yada mengeneden kurtularak aileye, okula ve topluma başkaldıran bir kişilik kazanmış olur.

 

KENDİLERİNE 6ÖRE ÇOCUKLARIMIZ NEDEN BAŞARISIZ  OLUYORLAR?

Başarısız olan öğrencilere bunların nedenini sorduk, öyle ilginç şeyler yazdılar ki biz bile hayret ettik. Bu çalışmamızın hem öğrencilerimize, hem anne-babalara, hem de öğretmenlerimize ışık tutacağını umuyoruz. Bütün cümleler öğrencilere aittir mümkün olduğu kadar orijinalini bozmamaya çalıştık.

 

ÖĞRENCİLERİN KENDİSİYLE İL6İLİ NEDENLER

•    Çalışıyorum ama bir türlü anlamıyorum.

•     Düzenli olarak ders çalışamıyorum.

•     Derse karşı konsantre olmakta zorlanıyorum.

•     Bazı derslere ilgisizim.

•     Eve geç saatlerde vardığım için yorgun oluyorum.

•     Oyun benim ders çalışmamı engelliyor.

•     Fazla uyuduğum için derse zaman ayıramıyorum.

•     Stres ders çalışmamı engelliyor.

•     Bildiğimi zannedip, ders çalışmıyorum.

•     Okulda yatılı okursam başarım artar.

•     Not tutmayı beceremiyorum.

•     Ailem okumamı istemese okula bile gitmem.

•     Derse nasıl çalışacağımı tam olarak bilemiyorum.

•     Kendime güvenim yok. Kendimi dersleri başaracak yeterlilikte

       hissetmiyorum.

 

EV VE AİLE ORTAMI İLE İL6İLİ NEDENLER.

•     Kardeşimle kavga ediyorum.

•     Evde bilgisayar var çalışmamı engelliyor.

•     Televizyon ders çalışmamı engelliyor.

•     Eve gelen misafirler ders çalışmamı engelliyor.

•     Evde bana ait bir odamın olmasını isterdim.

•     Evde çok müzik dinlerim.

•     Hep benden daha başarılı olanlarla karşılaştırılıyorum.

•     Annemle babam geçinemiyorlar.

•     Evimiz çok kalabalık, çalışamıyorum.

 

ÖĞRETMENİN TUTUMU VE İZLENEN YOLLA İLGİLİ NEDENLER.

•     öğretmenlerimiz derste çok sert davranıyorlar.

.     Bazı öğretmenler, derslerini çok sıkıcı hale sokuyorlar.

•     öğretmenler öğrencilerine güven duymuyorlar.

.     öğretmenler bazı öğrencilerle daha yakından ilgileniyorlar.

.     Deneme sınavlarının az olması sınava olan motivasyonumu azaltıyor.

•     Bazı öğretmenler öğrencilerine çok kötü sözler söylüyorlar.

•     Bazen öğretmenler ilgisiz davranıyorlar.

•     Konular düzeyimize indirilerek anlatılmıyor.

•     Anlamadığım yerleri çekiniyorum soramıyorum.

•     ödevler zamanımı çok alıyor.

 

 

YAKIN ÇEVRE VE ARKADAŞ İLİŞKİLERİNDEN KAYNAKLANAN  NEDENLER

 

•     Arkadaşlarım tarafından dışlanmış olmak

•     Sınıf dikkate alınmamak ve kendime olan güvenimin azalması.

•     Arkadaş grubuna girememek.

•     Arkadaşlar arasında lakap takılması.

•      Arkadaş grubunun kötü olması.

•     Arkadaşlarımın ve çevremin okula ve derslere fazla önem vermemesi. Sınıf arkadaşlarım her şeyi alaya, ve dalgaya alıyorlar.

"Çocuğunuz severek öğrenmeyi kavrayınca, öğrenmeyi sevmeye başlar." Zig Ziglar

 

Aşağıda çocuğunuzun okul başarısını arttırma adına uygulayabileceğini» pratik öneriler sunuyoruz;

l- Sorumluluk duygusunu artırmaya çalışın

2- Yaşına uygun yapabileceği görevler verin

3- Başarılı olmuş kişileri ona sevdirin ve örnek gösterin

4- Kendine güvenmesini sağlayın

5- Okul arkadaşları ile iyi ilişkiler kurmasını sağlayın

6- Ondan yapamayacağı şeyleri istemeyin

7- Ona yaşından ve olduğundan daha küçükmüş gibi davranmayın

8- Onun ile birlikte vakit geçirin . kendini ifade etmesini sağlayın

9- Uygun olmayan arkadaşlarını onunla konuşun

10- Madde kullanımından uzak kalmasını sağlayın

11- Ders için yeterli vakit ayırmasında ona yardımcı olun

12- Onun okul başarılarını uygun bir şekilde ödüllendirin

13- Ona her zaman cesaret verin . destekleyin

14- Başarısızlıkları İçin konuşun . onu başarıya motive edin

15- öğretmeni ile onun hakkında sık-sık iletişime girin

16- öğretmeninin onun hakkındaki önerilerini dikkate alın

17- Hayatta düzenli ve programlı olmasına yardımcı olun

18- Onun stres faktörlerini hesaba katın , psikolojik durumuna dikkat edin

19- Aile içi huzuru ve sevgi ortamını onun için hazırlayın

20- Anne ve baba birlikte dersleri konusunda destek olun

21- Ders çalışma harici zamanlarda dinlenmesini sağlayın

22- Onu okumaya teşvik edin.okuma alışkanlığı kazanmasına yardımcı olun

23- Ona uygun dikkatini dağıtmayacak bir ders çalışma ortamı hazırlayın

24- Dikkatini devam ettirme konusunda eksikliği olup olmadığını kontrol edin

25- Onun kapasitesinden daha fazla beklentilere girmeyin

26- Okulu sıradan bahanelerle aksatmasına izin vermeyin, bu durumu denetleyin

27- Derslerine engel olabilecek isteklerini uygun bir şekilde sınırlayın

28- Onu ders ve sınavlar konusunda paniğe sevk etmeyin

29- Her gün düzenli ders çalışmasını sağlayın

30- Düzenli öğünler . gıda alımı ve çeşitliliğini sağlamaya çalışın

31- Onun kabiliyetlerini yönlendirin ve gelişmesini sağlayın

31- Onunla mümkün olduğu kadar nitelikli zaman geçirin

32- Uyku düzeninin bozulmamasını sağlayın

33- Hafta sonları ve yaz tatillerinde yeterince dinlenmesini sağlayın

34- Okulda yolunda gitmeyen şeylere karşı uyanık olun

35- yaşıtları ve başkaları ile onu kıyaslamayın

36- Onun ile okul ve dersler hakkında belli aralarda durum değerlendirmesi yapın

37- Onu arkadaşları ile rekabete sürüklemeyin

38- Çok aşırı ders çalışmasını sınırlayın

39- Onun hobilerini artırın, ders dışında hobileri ile ilgilenmesini sağlayın

40- Onun her zaman için yanında olduğunuzu devamlı hissettirin

41- Küçük problemler büyümeden zamanında müdahale edin

42- Ders çalışırken belli aralarla dinlenmesini sağlayın

43- Defter ve kitaplarını düzenli ve temiz kullanmasını sağlayın

44- Kapasitesinin altında uyarı düzeyi düşük bir sınıfta ise okul ile durumunu    görüşün

45- Bazı derslerde birlikte çalışarak ona destek olun

46- Çocuğunuzun görme ve işitme problemi olup olmadığını değerlendirin.

47- Beklenenin çok altında başarı durumunda özel öğrenme güçlüğüne dikkat edin

48- Sportif faaliyetler ile ders dışı dinlenmesini sağlayın

49- Okul içi sosyal etkinliklerde onu cesaretlendirin

50- Aileyi etkileyen stres etkenlerinin okul başarısını düşüreceğini unutmayın

51- Anne ve babanın yalnız birinin okul konusunda desteğinin tam olarak yeterli gelmeyeceğini , her iki ebeveynin birlikte gereken önemi vermesi gerektiğini unutmayın

52- Onun zihinsel yeteneğinin ezber ve taklide göre değil , mantık ve üretkenliğe dayalı olması konusunda yönlendirin.

 

ÇOCUĞUN YALANCILIĞINI NASIL ÖNLERSİNİZ?

 

Çocuklar çevrelerini gözlemlerler sonra da gördüklerini taklit ederler. Eğer çocuğunuz yalan söylüyorsa mutlaka çevresinde yalan söyleyen kimseler vardır. Ya okuldaki arkadaşları, ya abileri, ya da siz ... Kendisi bol bol uyduran bir çocuk bile, anne-babasının yalanlarına çok duyarlıdır. Aldatılmayı kolay bağışlamazlar, örneğin, "Doktora gidiyoruz" diye gezmeye çıkan anne-babasından hesap sorarlar.

Bunun için çocuğunuzun yanında konuştuklarınıza dikkat edin "daha çocuktur ne olacak, ne anlayacak" demeyin

 

Hikaye

Ali'nin babası yalanı hiç sevmez. Ve "Bizim evde en sevilmeyen şey yalandır."

der hiç durmadan. Hatta kaç kez Ali'ye kızmıştır yalan söylediğini tespit ettiğinde. Yalanına her şahit olusunda "Bu çocuk nereden öğreniyor yalan söylemeyi hanım" diye kızgın-kızgın homurdanır. Bir gün telefon gelir babanın görüşmek istemediği birisinden. Telefona Ali bakmaktadır. Baba uzaktan Ali'ye el işaretiyle "Yok de, henüz gelmediğimi söyle" demektedir. Ali böyle söyler.

6erçeği söylemenin başına iş açtığını, görmek, çocuğu yalana yöneltir. Yalan kendini savunmanın en kolay aracı olup çıkar. Kişiler yalana kendilerini savunmak ve korumak için bas vururlar. Çocuk üzerinde kurulan baskı, yalan söylemesine yol açar. Bunun için çocuğun kendini olduğu gibi ifade edebilmesi yani onun istek ve dileklerine kulak verilmesi çok önemlidir. Kişilik gelişimi adına da zaten böyle yapılması gerekmektedir. Çünkü çocuk üzerinde aşırıya giden otorite kurma ve katı kontrol, onu çekingen, soğuk ve korkak olmaya sevk eder. Bundan dolayı düşüncelerini ifade edemez ve anlaşılmaz hale gelir. Kaygılı ve tutarsız davranışlar sergiler. Çevresiyle uyumlu bir iletişim sağlayamaz. Neticede kendi dünyasına kapanır ve kendini toplumdan soyutlama yoluna gider.

Yalana ailesinin bilmeden nasıl zorladığını gösterme adına bir öğrencimle aramızda geçen diyalogumuzu bura veriyorum;

 

Sekizinci sınıfa giden her türlü derdini ve sıkıntısını çok rahat bana açan bir öğrencim vardı. Ona; "Ne kadar rahatsın sen hiç kimseye yalan söylemiyorsundur" dedim. Öğrencim acı bir tebessümle bana şunu anlattı; "Annem ben küçükken bir çam eşya kırdığımda, beni yanına çağırır ve bağıra bağıra; "Doğru söyle kızım, bak ben sana doğru söyleyince kızıyor, cezalandırıyor muyum?" diyordu. Sonra da doğruyu söyleyince "Bağırıp, çağırmaya başlıyordu. " Hocam ben şu anda onlara hiçi bir sırrımı söylemiyorum." Buna çok üzüldüğümü ifade ettikten sonra "Onlara yalan söylüyor musun? " diye sordum. Bana dedi ki; "başkasına olmasa da onlara yalan söylüyorum. Çünkü doğru söylesem de benimle tartışacaklarını biliyorum.

 

Çocuk sık-sık yalana baş vuruyorsa durup düşünmek gerekir. Bu durumda, çeşitli nedenlere bağlı olarak, anne-baba ile çocuk arasındaki güven sarsılmış demektir. Ya çocuk anne-babasının beklentilerini karşılamakta güçlük çekiyor ya da ceza korkusuyla yalana sığmıyordur. Örneğin okul başarısızlığının bağışlanmadığı bir evde çocuk kırıklı karnesini yitirdiğini söylüyor ya da babasının imzasını atıyorsa, ilişkiler çok gergin demektir.

 

12-   EŞYALARINA SAHİP ÇIKMASINI NASIL SAĞLARSINIZ?

Bunu öğretmenin en iyi yolu, çocuğun kendisine ait eşyaları olmasını sağlamak ve yeterince büyüyünce kendisine harçlık vermektir. Çocuğun ayrı odası ve eşyalarını koyabileceği çekmecelerinin olması da tercih edilecek bir durumdur.

Çocuk ailesinin diğer bireylerine ait olan şeyleri alma girişiminde bulunduğu zaman, kendisine bunların kime ait olduğu hatırlatılmalıdır. Çocuk da bunları ancak izin verildiği takdirde ödünç alabileceğini öğrenmelidir. Böylece çocuk, başkalarının mülkiyet hakkına saygılı olmayı öğrenecektir. Ayrıca anne-babaların da iyi örnek olmak için başkalarına ait şeyleri izinsiz almamaları gerekir.

Ayrıca siz çocuğa bir şey verdiniz mi artık o onundur, sizin değil. Oyuncak, giyim eşyası, yer, para gibi ona ne vermişseniz onun şahsi kontrolünde kalmalıdır. O gömleğini yırtabilir, yatağını bozabilir, itfaiye arabasını dağıtır; bu durum sizi ilgilendirmez. Size bir bayram hediyesi getirse, sonra size, onun istediği şekilde kullanmadığınızdan dolayı kızsa ve ceza vermeye kalksa ne yaparsınız? Ya bu hediyeyi geriverir yada fırlatır atarsınız değil mi? Onun için siz de bu durumu göz önüne alarak hareket etmelisiniz. Mülkiyet anlayışının onda yerleşmesi adına bu durum çok önemlidir

 

ÇOCUĞA SAY6I GÖSTERİLMELİDİR.

"Çocuklara verdikleri sözü tutmayan , evde yada toplulukta birbirine bağıran, birbirine karşı saygısızca ve küçümseyici tavırlarla davranan anne-babalar çocuklarının kendilerini duymakta olduğu saygıyı ortadan kaldırır, yıkarlar. Bu olunca da disiplin ve itaat ortadan kalkar."  Zig Ziglar

 

Ailede, çevrede ve okulda çocuğa saygı gösterilmiyorsa, çocuk kendine saygı duyamıyorsa; çocuk bu gereksinimi gidermek için başka bir yol arayacaktır, örneğin; Bir çete içine katılabilir, yada kendini futbola verebilir. Böylece kendine saygı gösteren başka bir grup bulur, arkadaş edinir. Bulduğu insanlar ona saygı gösterseler ve onun önemli birisi olduğunu ona hissettirseler bile onu kötü yola sevk ettirmeyeceklerini kim söyleyebilir? O zaman bizler çocuklarımıza gereken saygıyı ve değeri onlara verelim ki; başkalarında bunları aramasınlar ve hayatlarında dönülmesi zor hataların içine sürüklenmesinler. Saygı kazandırmak için;

 

•     Kibarlık kuralları doğuştan değildir, zamanla öğrenilir. Bunları sürekli tekrarlamak gerekir.

•     Sabahları çocuğunuza düzenli olarak "merhaba, günaydın" demeye dikkat edin. Size yardım ettiğinde ona "teşekkür" edin.

•     Ev içinde anne-baba olarak birbirinize karşı saygılı olun. Asla onun önünde birbirinizi aşağılamayın, birbirinize bağırmayın. Sizin bir birinize karşı saygısızlığınız Onun size saygısızca davranmasına yol açar.

•     Ona bir şey öğretirken sevgi dolu ve kibarca davranmalısınız. Eğer baskı yöntemi uygularsanız; onu sınırlamış, saldırgan ve düşmanca hareket etmeye zorlamış olursunuz. Ve bu durum onu düzenli itiraza yönlendirecektir. Ne kadar anlayışlı ve uyanık olursanız, o derece istenilen sonuçları elde edersiniz.

 

14-   ÇOCUĞUNUZA KENDİNE 6ÜVEN VE SORUMLULUK BİLİNCİ KAZANDIRMALISINIZ

Anne-babanın çocuğa karsı davranış şekilleri, çocuğun gelişimi açısından büyük önem taşır. «Anneler çocuklarına çok düşkündür ve bir çok konuda   Ona kıyamazlar. Hatta bazıları aşırı derecede çocuklarıyla ilgilenirler. Bu durum da "hiç ilgilenmemek" kadar sıkındı doğurur. Çocuğun üzerine o kadar çok düşerler ki; farkında olmadan Onun "yasına uygun gelişiminin" önüne geçmiş olurlar. Çünkü çocuklar bu derece kendisinin yerine bazı şeyleri düşünen ve yapan anne babalar veya başka birisi olduğundan kendileri kabiliyet ve becerilerini kullanmaya gerek duymazlar . Çünkü bu durum onlar için daha kolay olmaktadır. Çocuğun yasına uygun olarak kendi basma yemek yemesinden tutun , giyinmesi , okul dersleri , ev içerisindeki etkinlikleri gibi bir çok konuda anne babalar onların yasma uygun yapabilecekleri noktalarda gereksiz yere devreye girerek çocuğun hem psikolojik olarak hem kabiliyet olarak uygun atılımları yapmalarını engellerler. Bu nedenle anne babalar çocuklarının normal gelişimini sağlamak için en basta onların yaşlarına uygun davranmaları   ( bebeksi tavır ve hareketlere prim vermemeleri  gerekir.

Çocukları yerine bir çok davranışı üstlenen ve onların yasına uygun sorumluluklar almasını sağlayamayan anne-babalar, çocuklarına iyilik yaptıklarını zannetmelerine karsın; onların kabiliyet ve becerilerini kısıtladıklarından onlara en büyük kötülüğü yapmaktadırlar. Bunu su hikayemiz çok güzel yansıtmaktadır;

Çocuğun yapması gereken aktiviteler ve görevlerin başlangıcında çocuğa yardımcı olmak uygun olur ama bu yardımın devamlı o görevi üstlenme seklini alması ise zararlı olur. Yaşından daha büyük sorumluluklar vermekte aynı şekilde diğeri kadar sakıncalıdır. Çünkü bu durum da çocuğu başaramadığı takdirde güvensizliğe ve hayal kırıklığına sürükleyecektir.

 

Hikaye:

İYİ NİYETLE...

İyi niyetli ve yardım sever bir arkadaşımla bir gün doğada gezerken, kozasından çıkmaya çabalayan bir kelebek gördük. Kelebek kozanın lifleri arasından sıyrılmaya çabalıyordu Yardım sever arkadaşım hemen kelebeğin imdadına koştu. Dikkatlice kozanın liflerini sıyırdı, kozayı araladı ve kelebeğin fazla çabalamadan kozadan çıkmasını sağladı. Ancak kelebek kozadan kolaylıkla çıktıysa da, biraz çırpındı ve uçamadı. Yardım sever arkadaşımın göz ardı ettiği gerçek şuydu: Kanatlar ancak kozadan çıkma çabalarıyla güçlenir ve uçuşa hazırlanır. Kelebek kendini kurtarma çabalarıyla aslında kaslarını geliştirmekte, kendini ayakta tutacak, güçlü kılacak, uçmaya hazırlayacak hareketleri çabalarıyla öğrenmekteydi Yardım sever arkadaşım işini kolaylaştırarak kelebeğin güçlenmesine engel olmuştu. Kelebek hiçbir zaman özgürlüğü tanımadı. Hiçbir zaman gerçekten yaşayamadı.

 

Gerçek sevgi çocuğun her şeyini kolaylaştırmak mı, yoksa çabalarına saygı göstererek gelişmesine, hayata hazırlanmasına ve sürekli bize güveneceğine, kendine güvenmesine olanak sağlamak mı

Çocuğunuz kendi başına ayakta durabilirse her şeye karşı koyabilir.

Söylediklerine aldırış edilmeyen, fikrini belirtmeyen ve belirttiği zaman sürekli eleştirilen veya sürekli düzeltilen çocuk başka nasıl olabilir ki ? Tabi ki böyle bir çocuk ya suskun, içine kapanık ve güvensiz; Yada huysuz ve saldırgan olacaktır. Ayrıca aşırı derecede ilgi gösterilen çocuklar da kendine güvesiz olurlar. Onun için; her zaman çocuğunuzun dibinde dolaşmaktan vazgeçin. Güvenin çocuğunuza. Büyümesi için kimi riskleri alması gerektiğini kabul edin. Yoksa sahip olabileceği yetenekleri, kapasitelerini geciktirmiş olursunuz.

Çocuğunuza her şeyi hazır olarak vermeyin; yoksa sürekli yardım bekleyen, kendi beceri ve yeteneklerine güvenmeyen bir insan haline gelir.

Çocuğunuzun Kendine Güveni arttırmak için neler yapılmalı ?

1-   Çocuğun kendisini ifade etmesine müsaade etmek, onu dinlemek çok önemlidir.

    *  Çocuk: "Anne kazağımı çıkarayım mı terleyeceğim simdi? Anne: "Hayır hava        soğuk. Üşürsün sonra! Çocuk: "Ama anne üşümüyorum ki! Anne: "Sus bakayım. Hasta olunca senle mi uğraşacağım!"

   *  Çocuk: "Anne ben doydum."

Anne: "Konuşma, ye bakalım şunu, bir saat sonra "anne ben acıktım" dırdırını dinleyemem."

   *  Çocuk: "Baba çalıştığım halde bir türlü anlayamıyorum." Baba: " Kendini vermiyorsun ki anlayasın."

2- Çocuktan yaşı ve kapasitesi dışında davranışlar beklememek gerekir.

•     Üç yaşındaki çocuktan misafirliğe gittiklerinde iki saat sessizce oturmasını beklemek yanlıştır. Eğer çocuk bunu başarabiliyorsa o çocukta bir problem vardır.

•     Üç yaşındaki çocuğun üstüne dökmeden yemesini istemek yanlıştır. Döküyor diye ona kızmamak, onun yerine yedirmemek gerekir.

3-   Sorumluluklar yüklemek ve bunları başarmasını sağlamak gerekir. Küçük işlerde kendinize yardımcı olasını sağlayın.

•     Üç yaşından itibaren; "yardım için" masadan hafif eşyaları taşımasını isteyin. Daha sonra derece derece arttırın bunları. Sabırlı olun ve kesinlikle, bir kaza durumunda bağırıp çağırmayın. Onu tebrik etmeyi, size yardım ettiğinde onunla gurur duyduğunuzu belirtmeyi sakın unutmayın.

•     Ona telefon, su, elektrik paralarının düzenli yatırılmasından sorumlu kılabilirsiniz.

Çocuğun çabasını övmek ve yüreklendirmek gerekir.

•     Sonuca değil, sürece ödül verin. Göreceksiniz sonuç kendiliğinden zamanla gelecektir. ( Takdir alırsan yada teşekkür alırsan; sana şunu alacağım deme yerine çalışmasını, gayretini ödüllendirmek gerekir. Zaten o zaman başarı kendiliğinden gelecektir.)

•     Çocuğunuz bir resim yapmış size gösteriyor. Onun resmini inceleyip " Ne kadar güzel olmuş, aferin sana" demek hatta bunu eşinize de gösterip onun da desteğini sağlamalısınız Bu durum ona bir şeyler başarabildiğini gösterecektir ve çocuğunuz kendine güven duyacaktır.

5-   Başarısızlığını kişiliğiyle bağdaştırmamak ve başarısızlığından ders

çıkarmasını sağlamak gerekir.

"Düşmeyen kalkmayı nasıl öğrenir ?"

Çocuklarımız sanki ip üstünde gezen cambaz, "düşersem, hata yaparsam
mahvolurum" diye düşünüyorlar. Kim çıkardı onları bu "ipin üstüne" tabi ki;
biz. Çocuklarımızın hata yapmayacakları değil, hata yapabilecekleri
ortamları olmalı.    Canten KAVA

6-    Ona sık- sık söz hakkı verin Çünkü Söz hakki verilen çocuk aşağıdaki nitelikleri kazanır;

•     Söz hakki olan ve dinlenen çocuk anne ve babasıyla daha sağlıklı iletişim kurmayı başarır.

•     Dinlendiğini fark eden çocuk daha huzurlu olur

•     Çocuğun kendini ifade etme yeteneklerinde önemli bir artış olur.

•     Anne babalar kendini anlatıp ifade edebilen çocuklarının problemleri, korkuları, beklentileri hakkında daha geniş bilgiye sahip olur ve ona daha fazla yardımcı olabilirler.

   •     Söz hakki tanınan çocuk ileriki yaşamında problemleri konuşarak çözmeyi öğrenir. Bu da ona, meslek ve aile yaşamında EQ' su yüksek bir insan olarak daha büyük başarılar sağlar.

  •     Kendini sözel olarak ifade edebilen bir çocuk, kendi problemlerini kendi ürettiği çözümlerle çözünce önemli oranda özgüven kazanır.

        •     Çocuğun kendini ifade edebildiği ailelerde kavgalar daha az olur.

       •     Kendini sözlerle ifada edebilen çocuk mutlu bir çocuktur.

    Çocuk duygularını, düşüncelerini sözcüklerle anlatabildiğinde daha az şiddete yönelir. Kardeşi ve arkadaşlarıyla arasında daha sağlam dostluklar ve sevgi köprüleri kurulur.

•     Kendini ifade edebilen çocuk, yaratıcı enerjisini, fark edilmek, değer görmek için bir sürü oyun oynayıp yaramazlık yaparak değil, daha üretici ve yararlı faaliyetlere harcar. Bu da onun kişiliksel, kültürel gelişimine büyük katkı sağlar.

•     Kendisine söz hakkı tanınan çocuk sevildiğini hisseder. Yüreğinde sevgiyi çoğaltır ve sevgi dolu bir kişilik geliştirir.

•     Söz hakkı tanınan çocuk ileriki yaşlarında bağımsız, sorumluluk sahibi, üretici, özgüveni tam bir birey olarak topluma kazandırılır.

7-   Kendini ve duygularını "ne düşünüyorsun, nasıl hissediyorsun" gibi sözlerle anlamaya çalışın

8-   O konuşurken onun yüzüne bakın ve ciddiye alındığını hissettirin

9-   Onun fikirlerine değer verdiğinizi hissettirin

10- Onun ile değişik konularda sohbet etme ortamı oluşturun

11- Onun korku ve endişelerine saygı duyun

12- Aşırı eleştirici olmaktan ve yargılayıcı davranmaktan kaçının

13- Hatalı davranışlarını konuşarak uyarın ve ona doğru olanı anlatın

14- Başkaları yanında onu küçük düşürmeyin

15- Onun başarısızlıklarını büyütmeyin

16- Başkaları ile onu kıyaslamayın

17- Kabiliyetlerini fark edin ve teşvik edin

18- Onu sosyal ortamlarda bulunmaya cesaretlendirin

19- Topluluk içerisinde söz almasını teşvik edin

20- Onu çocuk olarak görmeyip , varlığını önemseyin

21- Yaşına uygun oyun faaliyetlerini destekleyin

22-Onu sık-sık sevdiğinizi söyleyin.

23- Onun için önemli olan şeylere sizde önem verin

24-Onun önemli günlerin' unutmayın

25- Aile için vazgeçilmez bir kişi olduğunun altını çizin

26- Onun yerine yapması gereken şeyleri siz yapmayın

27- Onun aile içi bağlarının kuvvetlenmesini sağlayın

28- Onun okul hayatına ve eğitimine önem verin

29- Sadece onun için ayırdığınız zamanlar olsun

30- Onunla beraber sosyal aktivitelerde bulunun

31- Yanlış ve uygunsuz cezalandırmadan kaçının

32- Onun farklı ve gelişmekte olan kişilik yapısı olduğunu unutmayın

33- Onun için mutlu ve huzurlu bir aile ortamı sağlayın

Onun aile içi herkesle olan bağlarının kuvvetlenmesini sağlayın Unutmayınız ki bu günün çocukları, yarınların büyükleri olacak, çocuğunuzun bu günden davranış ve kişilik gelişimi iyi yönlendirilirse , gelecekte hem onun hem sizin açınızdan ideal olan gerçekleşmiş olacaktır.

 

15- DÜZENLİ UYKU VE ANNE-BABAYLA YATMA SORUNU

Yasına uygun psikososyal gelişim için ayrı yatakta ve odada yatması gerekliliği çocuğa anlatılmalıdır. KURAL:" Herkes kendi yerinde yatmak zorundadır." Bu kuralı

yerleştirmek zorundasınız. Anne-babanın yatağanda yatmaya alışmak hiçbir çocuğun bağımsız ve ahenkli bir biçimde gelişmesine olanak tanımaz. Bunun için Ona katı bir şekilde, basitçe söyle söyleyin " Dinle yavrum, senin bizim yatağımızda uyumana izin vermemiz mümkün değil." Eğer daha önceden yatmasına izin veriyorduysanız söyle söyleyin; "Şimdiye kadar, babanla birlikte, bizimle yatmana izin verdik ama artık bu mümkün değil."

Siz böyle yapınca O direniyor, kapıyı tekmeliyor, çarpıyor, gecenin ortasında krizi ni tutuyor? Bu normaldir. Ama siz davranışlarınızdan ödün vermeyin. Çok katı bir şekilde tepki verin, gerekirse azarlayın onu. Yine gecenin bu saatinde ona vurmaktan sakının. Onu yatağına ciddiyetle götürmeyi tercih edin.

 

Ne krizlerine karşı meydan okumaktan korkun, ne de komşuları rahatsız etmekten. Katı olun. Uykusuz gecelere hazırlayın kendinizi, kendinizden emin olun. Bazı şeyler sizin kafanızda ne kadar net olursa, çocuğunuzun kafasında da o kadar net olur. Belki de birkaç gece boyunca bağırıp çağıracaktır. Ama sonra, herkes için sadece güzel geceler olacaktır. Bu açıklamadan sonra basamak-basamak çocuğun odasına geçmesi sağlanır. Bu basamaklar önce anne babanın yatağından ayrı yatma (aynı odada) , daha sonra farklı odada yatma şeklinde sağlanmaya çalışılır . Her basamaktan sonra çocuğun davranışı takdir edilip , ödüllendirilir. Çocuğun yalnız kalmaktan korktuğu durumlarda , anne veya baba çocuğu uyumadan önce yatağına götürür . Masal anlatarak veya bir miktar onunla konuşarak sakinleşmesini ve ortama uyum sağlamasını kolaylaştırır. Odanın kapısı açık tutulur ve çocuğun bu şekilde kendi odasına adaptasyonu sağlanmaya çalışılır. Çocuğun anne babanın odasında yatması ise sıra dışı durumlarda ve eşlik eden stres faktörleri döneminde geçici olarak izin verilebilir. Ama bu durumun geçici olduğu asıl yerinin kendi yatağı ve odası olduğu izah edilmeli ve bu konuda ısrar edilmelidir.

Bilin ki çocuğumuz eğer anne-babadan birinde bir kararsızlık hissederse, işte o zaman alabildiğine zorbaca kendini gösterir. Yeterince kendinizden emin ve yeterince de katı olun. Bir dakika bir geçirilmeyecek bir saat kararlaştırın, şartlar ne olursa olsun ( çocuğunuzun hasta olması dışında) kararınızdan hiçbir şekilde dönmeyin.

 

 

NEDEN ÇOCUĞUMUZUN BELİRLİ BİR YATIŞ SAATİ OLMALI ?

ONUN YARARINA

1-   Belirli bir ritim

tutturabilmesi ve bunun devam etmesi için.

2-   Ona gerekli sınırları koymak ve kendi kimliğini bulmasına yardımcı olmak için gereklidir. Yoksa her şeyi yapabileceğini sanan bir zorba oluştururuz.

3-   Onun okul kurallarına uyum sağlayabilmesi için gereklidir. Bir çok öğretmen çocukların dikkatlerini toparlayamayacak kadar çok yorgun olduklarından yakınıyorlar. Anaokuluna başlar başlamaz, çocuklar artık uzun gündüz uykularından mahrum kalıyorlar. Akşamları da çok yorgun oluyorlar. Toparlanmaları için erken yatmaya ihtiyaçları oluyor.

SİZİN YARARINIZA

İster bütün gün çalışın ister yarım gün, sizin de akşamları eşinizle

birlikte kendinize ayırdığınız özel anlara sahip olma hakkınız var. Eşinizle

olan sağlıklı ilişkinizin devamı için bu durum gereklidir.

 

16-   ÇOCUĞUNUZUN YEMEK YEMEME PROBLEMİ

18 aylıktan 2 yaşına kadar çocuk, yetişkine karşı çıkmanın bir yolunu

yemeklerde bulur. Ve daha sonra 3 ve 6 yaşları civarında, çocuk tat alma konusunda başka bir orijinal dönemden geçer. Hep aynı şeyleri sevmeye ve yemeye başlar. Genelde; makarna, pilav, patates kızartması, sosis, tavuk ve yumurta... Bu çocuğuna göre bir ya da iki yıl sürebilir.  Anne babalar için bu durum oldukça üzücüdür. Zira çocuk bu
zamana kadar- yiyeceklerin hepsini seviyordu. Çocuk okulda yemek yemeye
başladığında yiyecek tercihleri daha da zenginleşir.

Yemek olayını bazı çocuklar annelerine karşı koz olarak kullanabilirler. Genelde çocuklar anne babayı yönlendirebildikleri konularda ısrarcı olarak o konuda problem çıkarırlar. Bazı durumlarda anne babanın yanlış tutumu bu durumun pekişmesine neden olur. Normalde bir yaşından sonra çocuğun sofraya erişkinler ile beraber oturması ve yaşma uygun yemekleri yemesi beklenir. Belli bir dönem sonra yemek alışkanlığı gelişir. Çocuğun çok yönlü beslenmesi ağsından , normal sosyal gelişimi açısından , psikomotor gelişimi açısından bu durum önemlidir. Bazı annelerin "çocuğum yemek yemiyor" diye çocuğa ısrarcı ve yanlış tutumları da bu davranış probleminin pekişmesine neden olur. Genelde bedensel ve psikiyatrik problem olmadıkça her çocuk acıkır ve öğün vakti geldiğinde yemeğini yer. Ama çocukta iştahsızlık gerçekten var ise o zaman bazı hastalıkları düşünmek gerekir.

 

Yemek yeme konulunda anne babalara şu tavsiyelerde bulunacağız;

1-  En başta öğün vaktine bir iki saat kala dönemden itibaren çocuğa kesinlikle ufak tefek gıda vermeyin .

2- ikinci olarak yemek konusunda çocuk sofraya çağırılmalı, tabak önüne konduktan sonra kesinlikle iki -üç kereden fazla yemek yeme konusunda ısrar edilmemeli , Dört yaşında bir oğlum var. Eşim öğle yemeği için sofrayı hazırladı. Oğlumu yemeye davet ediyoruz, "Ben yemek yemeyeceğim" diye karşılık veriyor. Anne ısrar ediyor. O da direniyor. Ona diyorum ki; "Oğlum bak eğer oturmazsan akşam yemeğine kadar acıkırsın. Sonra ben acıktım diye gelirsen yemek yiyemezsin. Yemeğe oturur musun !.." O hala "Ben yemeyeceğim" diye direnmekte. Biz daha fazla üstelemeden yemeğimizi yiyor ve sofrayı kaldırıyoruz. Bir saat sonra "bizim delikanlı"; ben acıktım diye yıkıyor ortalığı. Annesine yalvarıyor, anne beni doyur diye. Onun ağlayıp, bağırmasına aldırmadan ona diyorum ki; "Oğlum ben sana demiştim. Neden daha önce oturmamıştın. Akşam birlikte yiyeceğiz." Ağlamalar bağırmalar devam ediyor. Eşim de çaktırmadan bana yalvarır gözlerle: "Vereyim mi?" diye soruyor. Ona da başımla "gaddar ve zalim bir baba " olarak; 'HAYIR !" diyorum. Akşam sofra atılır atılmaz bizim ki yemeklere saldırıyor ve inananın benden de fazla yiyor.

3-   üçüncü olarak yemek yeme konusunda çocuk ile çok fazla konuşulmamalı

Unutmayınız ki yemek yeme o çocuğun sıra dışı yapması gereken bir olay değil, onun fizyolojik bir ihtiyacı. Bu yaşamsal ihtiyacı ve zevkle yapılması gereken bir şeyi işkence haline getirmemeli .

4-   Bir başka nokta da yemek yapmadan önce çocuğun fikri (yemek çeşidi konusunda) alınabilir. Önemli besin kaynakların, alması için aynı, tür yemek değişik şekiller ile önüne getirilebilir. Aynı zamanda iştahı azaltan bol şekerli bisküvi ve çikolataları belli miktarda alması sağlanabilir. Bütün bu önlemlere rağmen devam eden iştah problemlerinde, doktora başvurarak altta yatan (varsa ) nedeni bulmak gerekebilir.

Bizi asıl üzen durum; Anne-babaların çocuğu yemek yemediğinde soluğu doktorda alırken. Çocuklarının okul arkadaşı olmadığında, sessiz, suskun olduklarında, kendi içlerine kapandıklarında, sürekli büyüklük tasladıklarında ve zorbalık yaptıklarında hiç merak edip, endişelenmemeleridir. Oysa bütün bunlar daha ciddiye alınmalıdır.

 

17-   ÇOCUĞUNUZUN ALTINI ISLATMA PROBLEMİ

        Altını ıslatma anne babaların en çok karşı karşıya kaldıkları problemlerin başında gelir.  Özellikle belli bir tuvalet eğitimini aldıktan ve tuvalet alışkanlığı kazandıktan sonra, çocuğun altını ıslatmaya başlaması daha çok psikolojik nedenleri akla getirir. Eğer her hangi bir stres etkeni var ise bu durum görülebilir. Ancak çocuk bebekliğinden beri hiç tuvalet kontrolü sağlayamamışsa, o zaman genetik ve bedensel etkileri gözden geçirdikten sonra psikolojik etkilere bakmak gerekir. Çocuğun altını ıslatmaya başlamasında anne babalar endişeye kapılmadan çocuğun durumunu gözden geçirmelidirler.

 

Önce;

1-   Bu çocuğun herhangi bir stres etkeni var mı yok mu (kardeş doğumu, anne baba geçimsizliği , arkadaş sorunları . okula veya kreşe başlama .göç . yakın kaybı ,anne babadan ayrı kalma , kronik hastalıklar . doğal afetler vb.) bu değerlendirilmeli ve stres etkeni ortadan kaldırılmaya çalışılmalıdır.

2-   Çocuğun sevgi ihtiyacı var mı? Var ise ilgi çekmek için bu

problemi çıkarabilir, özellikle bu durumla birlikte daha çok dikkat çektiğinin farkına varan çocuk davranışında ısrarcı olabilir. Yeni doğan kardeşinin durumunu gözlemleyen ve ona yönelik ilgiyi gören çocukta da bu türlü bir davranış görülmektedir.

 3-  İdrar yolu enfeksiyonlarında çocuğun idrarını tutamama durumu söz konusu olabilir idrar yolu enfeksiyonu çocuğun altının ıslak kalmasına bağlı olarak da ikincil olarak gelişebilir .Bu durumu anne babaların göz ardı etmemeleri gerekir

.

Sonra:

1-  Çocuğun bu davranışını altına bez bağlamak destekleyeceği için bu türlü bir tavırdan kaçınılmalıdır.

2- Anne baba çocuğu aşırı cezalandırıcı ve suçlayıcı bir tavırdan kaçınarak bu durumu onun ile konuşmaları uygun olur.

3- Çocuğun altını ıslatmadığı zaman takdir ve övgü dolu sözler söylenmelidir.

4- Ufak bir çizelge ile çocuğa bulut ve güneş çizdirmek de duruma yardımcı olur. Israr eden durumlarda altta yatan neden ve genel durumu değerlendirmek için doktor yardımı gerekebilir. Çocuğun yaşına uygun , normal psikososyal gelişimi için bu durumun tedavi edilmesi gereklidir.

 

17- ÇOCUĞUNUZU CİNSEL KONULARDA AYDINLATMALISINIZ

Anne babaların genelde kendilerini çaresiz hissettikleri konuların başında çocukların cinsel gelişimi ve bu konuda çocuğun gösterdiği davranışlar ve konuşmalarıdır, öncelikle şunu belirtmeliyim ki çocuğun normal psikososyal gelişimi  içerisinde araştırma, merak ve bununla birlikte öğrenme çok önemli bir yer tutar. Yani bu konuda anne-babaların çocuklarını doğru bir şekilde yönlendirmeleri ve çocuğun normal gelişiminde ve ileriki hayatında sıkıntı olmaması için gerekli adımları atmaları gerekir. 

Eğer çocuk doğum, cinsiyet farkı, ana-babanın rolü gibi konuları ana-babasından öğrenmezse, başka kaynaklardan cevap aramaya başlayacaktır. O zaman sonuç, h,ç de istendiği gibi olmayabilir. Çocuğun merakını mutlaka yetkili biri karşılamalıdır.

Çocuklar genelde 2-3 yaşlarından itibaren ilgilerini önce kendi cinsel organlarına ardından çevredeki cinsel konulara yöneltirler. Bu, normal bir psikososyal gelişim sürecidir. Bununla birlikte bu konular ile ilgili anne-babaya sorular gelir. Anne-baba çocuğa “nereden geldiği” konusunda bilgi vereceğine susar. Çocuk davranışlardan soru sormaması gerektiğini hisseder. Sorusuna cevap aldığı kimi zaman  ana-babanın konuşma biçimleri, esrarlı ses tonları bu konuyu açıklamada serbest olmadıklarını ortaya koyar. 

 

Bu tavır çocuklarca  “bununla ilgilenmek yasaktır” diye anlaşılır.  Bu da çocukların merakını iki kat artırır.

Bu sorular karşısında anne-babalara temel olarak şunu öneriyoruz: Çocuğun yaşına uygun bir şekilde merak edilen konuyu veya yapılan davranışı açıklamaya çalışmak gerekir. Ama asla yalana veya anlaşılmaz  yollara başvurmadan, sade ve anlaşılabilir örneklerle bunu anlatmaları gerekir. Bu açıklamalarda çocuklar ancak yaşları ve birikimleri ölçüsünde bir şeyler anlayabilirler. Anne babaların sorular karşısında paniğe düşmesi, cevap vermemesi veya çok karışık açıklamalar yapması, çocukları daha da meraklandırır ve bu konuyu halletmez. Anne babaların çocuğu bu konularda terslemeleri veya çocuğun sorusu karşısında çocuğa gösterilen yanlış ve kırıcı tavırlar çocuğun cinsel gelişimini kötü yönde etkiler.

Çocukların cinsellikle ilgili sordukları sorulara eksik yada kaçamak cevaplar vermek toplumumuzda neredeyse bir gelenektir. Bazen de bu cevaplar iyi niyetli, ama beceriksizcedir. "Nasıl doğduğunu soran bir küçük kıza, annesinin, bir çocuğu olduğu zaman duyduğu sevinç yerine, çektiği "korkunç sancıları" anlatması gibi. Televizyonla birlikte günümüz çocukları her şeyden haberdar olsa da, leyleğin getirdiği, kapının önünde bulunduğu, lahanadan çıktığı masalları da hala yaygındır. Doktordan ya da "çingenelerden alındığı" masalı da...

Anne babalar çocuklarının bazı davranışlarını uygun olmayan davranışlar olarak algılayabilirler, örneğin ; 2-3 yaşındaki çocuğun kendi cinsel organı ile oynaması (çok aşırı olmamak şartı ile ), evde çıplak dolaşmaya çalışması , annenin ve babanın veya başka insanların cinsel organlarını merak etmesi normal sınırlarda sayılır. Bu türlü davranışlar çocuk yargılanmadan ve suçlanmadan yönlendirilmeye çalışılmalıdır. Olur olmaz yerlerde olmayan cinsel davranışlar sergileyen çocuklar ile bu durum yine aynı hassasiyet gösterilerek konuşulmalı ve bu durumun uygun olmadığı anlatılmalıdır. Çocuğun bazı davranışlarına aşırı tepki ortaya koymak ve aşırı önemsemek o davranışı pekiştirir. O nedenle aşırı tepkiden kaçınmak ve o davranışı aşırı derecede büyütmemek gerekir. Çocuğun başkalarının cinsel organlarına ilgi göstermesi durumunda buraların kişilere özel yerler olduğunun ve bu durumun karşıdaki kişiyi rahatsız edebileceği söylenmelidir. Aynı şekilde kendisinin de özel yerlerine başkalarının dokunmasının da yanlış olduğunu ve bu konuda kişilere saygı gösterilmesi gerektiği anlatılmalıdır.

Çocuğun bazı konularda gereğinden fazla bilgilendirilmesi ve uygun olamayan bazı şeyleri görmesi , çocukta cinsel olarak çok erken uyarılara neden olabilir. Bu durum çocuğun cinsel gelişimi açısından mahsurlu olabilir. Maalesef bu gün televizyonda çocuklar görmemesi gereken uygunsuz şeyleri hem de gündüz onların ayakta olduğu saatte görüyorlar. Bu konuda aileler dikkatli olmalı. Çocuğumuz yeter ki susun diye televizyon önüne oturtulmamalıdır. Ayrıca şu anda her eve Internet girdi. Aileler interneti ders ve bilgi aktarımı için alıyorlar ve çocuklarını bilgisayarda ders çalışsın diye yalnız bırakıyorlar, internette aşırı derecede ve çok sayıda cinsel içerikli site sürekli isteseniz de, istemeseniz de karşınıza geliyor onun için bu konuda anne-baba olarak dikkatli olmanız gerekiyor. Kesinlikle kontrolsüz bilgisayar başında onu bırakmamalısınız.

Çocukların cinsel eğitimi ve süreci yaşa uygun alman bilgiler ve öğrenilen konular ile ergenlik yıllarına kadar sürer . Bu durumda kız çocuklar için anne , erkek çocuklar için baba iyi bir öğretici olur. Eğer bazı konularda gerekli eğitim verilmez ise çocukta etraftan duyduğu yanlış şeyler veya gereksiz bilgiler ile kendisini sıkıntıya sokabilir. Eksik kalan eğitim ve bilgilendirme çocukta yanlış düşüncelere, korkulara ve ilerleyen yıllarda sorunlu bir cinsel gelişime neden olabilir. Çocukların gelişimi sürecinde cinsel konular veya yaşa uygun meraklar yerini anormal ve çok abartılı uygun olmayan cinsel davranışlara bırakırsa veya bu durum çocuğun oyunlarında çok farklı ve sıra dışı bir şekilde ortaya çıkarsa , o zaman baz. sorunlar var demektir. Bu durumda anne baba veya başka birinin yaşa uygun olmayan cinsel eğitiminin veya küçük bir ihtimal de olsa çocuğa yönelik cinsel istismarın olabileceği akla gelmelidir. Bu konuda anne babaların uyanık olmaları gerekir.

 

18- ÇOCUĞUNUZU AŞIRI KONTROL ETMEDEN  SAKININ

Baz. anne babaların düştüğü en büyük hatalardan birisi de çocuklarını çok aşırı kontrol ve disipline etmeleridir. Bu genelde çok titiz ve hassas anne baba kişiliğinin olması durumunda karşımıza çıkmaktadır. Özellikle bazı anneler çocukları hakkında her an ne yapıyor , ne ile meşgul oluyor , acaba bir problem var mı , bir şey olursa , başına bir iş gelirse ve buna benzer düşüncelerle devamlı çocuklarını düşünmekte ve çocuklarını her an kontrol etmeye çalışmaktadırlar . Elbette ki her anne baba belli ölçülerde çocuğuna sahip çıkmalı ve çocuğunun o an nasıl bir durumda olduğunu merak etmelidir. Ama bunun ölçüsü çok fazla kaçırılırsa ve çocuklar çok aşırı kontrol edilemeye çalışılırsa , sıkıntının asıl önemli bir kısmını çocuklar çekmektedir. Yani çocuk her an kontrol edilme hissi ile yaşamakta bu da onlarda müthiş bir şekilde bir kaygı ve gerginlik oluşturmaktadır. Acaba hata yapar mıyım , acaba annem görür mü, acaba bu iş konusunda annem ne der , acaba bu yaptığım için eleştirilir miyim gibi düşüncelerle çocukların bu kontrol durumuna reaksiyon olarak kaygıları daha da artmaktadır. Hatta bu durumu bazen o kadar ileri boyutlarda görmekteyiz ki , bu kontrol ve bağımlılığa alışan çocuk annesinden ayrıldığı zaman sanki başına kötü bir şey gelecekmiş gibi endişe duyabilir.  Bu durum onun ileride ayrılık kaygısı göstermesine de neden olabilir. Annenin kaygısı ve endişesi çocuğu da anlamsız bir şekilde kaygı ve sıkıntıya sokabilir . O nedenle anne babaların çocuklarını belli ölçülerde kontrol etmeleri . onların bazı hatalarını görmezden gelmeleri ( devam etme durumunda önlem almak şartı ile), onları bazı zamanlar kendi hallerine bırakmaları, her an nerede ne yapıyor düşüncesinden vazgeçmeleri , onlar için aşırı kaygı ve endişeye girmemeleri , çocuğun ufak tefek yanlışlarını tespit edip çocuğun yüzüne vurmamaları uygun olur. Bu aşırı kontrol ve anne babaların aşırı disiplin ile beraber mükemmeliyetçi tavırları, çocukları anne babanın sözlerine karşı pasif bir direnç ve yalana itebileceği gibi çocuklarda tik , tırnak yeme , konuşma sorunları , altını ıslatma, altını kirletme vb gibi kaygı belirtilerine de yol açabilir.   Anne babaları çocuklarını kontrol etme konusunda bu dengeyi iyi ayarlamaları gerekir. Aynı zamanda çok kontrol edilen ve çok eleştirilen çocuklarında kendi özgüvenlerinin eksik kalacağını ve sosyal olarak çekingen olabileceklerini ve anne babalarının bu aşırı kontrol ve isteklerinin de onları strese itebileceğinin hiç bir zaman unutulmaması gerekir. Her çocuğun kendi halinde olması gereken zamanların olduğu da unutulmamalı ve çocukların kontrol ve takibi onları bunaltmayacak ve kaygıya itmeyecek derecede olmalıdır. Okulda karşılaştığım bir olayı burada vermek istiyorum;

7 sınıfa giden bir öğrencimin annesi aşırı kontrol eden birisiydi. Ve bunun çocuğuna ne kadar zarar verdiğinin farkında değildi. Hatta babasıyla annesi bu konu yüzünden tartışırlardı. O da ailesinin kendisi yüzünden tartışmasına çok üzülüyordu. Zeki ve çalışkan bir genç olmasına rağmen asın derecede özgüven eksikliği vardı. Ayrıca tik' i vardı ve arkadaşları "tik" diye Onu kızdırıyorlardı. Onunla kendine güven çalışmaları yaptık ve kendine güven olayını kısmen astık. Annesiyle görüşmeyi istedim ama "Hocam, ne olur görüşmeyin, istemiyorum" dedi. Ve benden bu konuda söz aldı. Ben de onun için annesiyle görüşmedim. Ama annesinin bu tutumunun mutlaka değişmesi gerekiyor.

 

19-   ANNE VE BABA ÇOCUĞA FARKLI DAVRANMAMALI

Anne-babalar, özellikle disiplin konusunda görüş birliğinde olmaya ve çocuğun yanında tartışmamaya özen göstermelidir. Aileden biri çocuğa sert davranırken, diğeri yumuşak davranmaya yeltenirse, çocuğun kişiliği dengeli gelişemez. Çift yönlü davranış çocuğu yalancılığa ve iki yüzlülüğe iter. Kendine güvenini azaltır ve başarısını düşürür. Onun için verdiğimiz seminerlerde mutlaka Anne-babaların birlikte gelmesini isterim ve bunu gideceğim yerlere önceden bildiririm. Çünkü şu bir gerçek ki çocuklarının okul durumlarıyla %80 anneler ilgileniyor. Kendi okulumuzdaki verdiğimiz seminerlerdeki katılımlarda bunun böyle olduğunu gördüğüm gibi, diğer okullardaki arkadaşlarıma sorduğumda da katılımın aynı şekilde olduğunu öğrendim. Ama şu bir gerçek ki babanın daha ilgili olduğu öğrencilerin ders başarısı ve   sosyal uyumu hemen fark edilmektedir.

Genelde anne babalar çocuğa davranışta tek bir çizgiyi tutturmakta zorlanırlar. Elbette ki anne babanın farklı kişilik yapıları , yetişme tarzları , anlayışları ve değişik farklılıkları olacaktır . Bu çocuğun yetişme ve zeka gelişiminde iyi yönde katkılar sağlayacaktır. Tabii anne-babanın bu farklılıklarını, çocuğun eğitimi ve davranışlarının yönlendirilmesinde anne babanın birbirinden habersiz veya tamamen farklı yaklaşımları çocukların psikososyal gelişiminde büyük sıkıntılar oluşturabilmektedir.

Genelde çocuğun gelişim aşamalarından uygun bir şekilde geçmesi ve onun yaşa özgü eğitiminin tamamlanmasında anne babanın yaklaşımları ve çocuğu yönlendirmeleri önem kazanır. Bütün bunları şu şekilde örnek vererek açıklayabiliriz ; Bir anne aşırı hoşgörülü olabilir, baba ise tam tersi disiplin yönü ağır basabilir. Bu durumda çocuğun davranışları , konuşması , hal ve hareketleri tamamen iki farklı kutup tarafından yönlendirilmeye çalışılırsa çocukta davranış problemleri ve bazı psikolojik sorunlar yaşanabilir. Babanın koyduğu kuralı annenin bozması veya tam tersi babanın hoşgörü gösterdiği bir davranışa annenin sınır koyması genelde çocuğun davranış olarak kararsız , çekingen , çelişkili ve tutarsız bir hale gelmesine neden olabilir. Çünkü çocuk gelişimini ve davranırlarını anne babasından iyi yönde veya kötü yönde aldığı uyanlar ite şekillendirir. Bu çocuğa yansıyan çelişkili ve tutarsız durum çocukta değişik kaygı belirtilerinin ( tırnak yeme , tik . konuşma zorlukları , uyku ve yeme bozuklukları vb.) ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir.

 

Anne babaların mümkün olduğu kadar;

a-Birbirlerini desteklemeleri ,

b-Tutarsız davranmamaları ,

          c- Çocuğun yanında birbirinin uygulamalarını eleştirmemeleri gerekir.

Bazı görüş farklılıkları olsa bile çocuğun olmadığı zamanlarda konuşularak ortak görüşün çıkması ve ortak söz birliğinin sağlanması gerekir. Çocuğun sağlıklı gelişiminde anne babaların birlikte , çelişkisiz ve tutarlı olmaları çok önemlidir. Aksi takdirde bu farklılıklar ve anne babanın çelişkili davranışları çocuk tarafından kullanılabilir. Çocuğun anne babayı yönlendirmesi bu farklı tutumlardan dolayı kolaylanabilir. Anne babaların ortak fikir ve görüş birliği ile çocuklarını yönlendirmeleri gerekirken , tam tersi olarak çocuk , anne babayı yönlendirebilir.

Bir başka noktada anne baba harici bir başka kişinin ( genelde büyükanne , büyükbabanın) anne babanın koyduğu kuralları ihlal eden veya zayıflatan yaklaşımlarda bulunarak çocukların kurallara uymasını ve davranışlarının şekillenmesini engellemesidir. Anne baba arasındaki iletişim ve ortak karar alma mekanizması ne kadar iyi isler ve çocuğa yansıtılan davranışları ne kadar birbiri tarafından desteklenirse o kadar sağlıklı ve normal psikososyal gelişimli çocuklar olacaktır.

Üçüncü kişilerin çocuk üzerindeki etkisini yansıtan iki olayı sizlerle paylaşmak istiyorum;

Torun sevgisi bambaşka oluyor, İnanın babam beni "oğlumu sevdiği gibi" hiçbir zaman sevmemiştir. Babamlara gittiğimde kesinlikle oğlumun dokunulmazlığı olur ve oğlum bunu müthiş kullanır. Babamlardan ayrılınca bir haftada huysuzluğunu ve şımarıklığını zor atıyor. Hemen "Ben dedemlere gideceğim" demeye başlıyor.

 

6 sınıfta okuyan öğrencim aşırı derecede uyumsuz ve şımarıktı. Bütün öğretmenler ve sınıf arkadaşları, ondan rahatsızlık duyuyorlardı. Laf dinlemez, kendi bildiğine hareket eden, çalışmayı sevmeyen bir yapıdaydı. Onun neden böyle davrandığını araştırınca bir teyzesi olduğunu ve teyzesinin Onu çok sevdiğini, onun yanında büyüdüğünü ve Onu aşırı derecede şımarttığını öğrendim. Evet üçüncü kişilere dikkat edelim, çocuk arada kalmasın.

Burada şunu da belirtmek yerinde olacaktır , çocuklara yansıtılan davranışların zaman aşımına uğrayarak değişikliklere uğraması uygun değildir. Yani anne bugün koyduğu kuralı bir hafta sonra bozuyor veya tam tersi bir tutum izliyorsa ( sebepsizce gerekli bir neden olmadan ) bu durum da çocukların gelişimini kötü yönde etkiler, çünkü çocuk bir hafta önce tepki almadığı bir davranıştan bir hafta sonra tepki aldığını görürse bu onun kendine güvenini azaltır, onu çekingen . tedirgin ve kaygılı birisi haline getirir. Yani çocuğun çevresinden ( aile , arkadaş , okul ve öğretmen , sosyal çevre ) devamlı tutarlı davranışları görmesi önemlidir.

 

20-   ÇOCUĞUN CEZALANDIRILMA ŞEKLİ NASIL OLMALIDIR?

"Ceza hiçbir şekilde küçük düşürücü olmamalı, şiddet taşımamalıdır."

Christine Brunet

Çocuklarına güzel bir şekilde eğitim vermek ,onları hayata hazırlamak ve onları iyi yönlendirebilmek her anne babanın temel hedeflerinden bazılarıdır. Devam eden hayat içerisinde çocukların gerektiği şekilde iyi özellikler kazanması, bazı yönlendirmeleri gerektirmektedir.

"Tokatın anne-baba ile çocuk arasındaki ilişkide mağlubiyet işareti olduğu bir gerçektir. Aslında atılan tokat, anne-babanın çocuğuna sınırları ve yasakları yeteri kadar açıklayamamasının bir sonucudur."

Christine Brunet

Anne babanın her davranışının , yorumunun olaylar karşısındaki tavrının ve tepkisinin çocuk üzerinde bir etkisi vardır. Anne baba - çocuk arasındaki etkileşim devam eden çok önemli bir süreçtir. Ve bu etkileşimin kalitesi neredeyse çocuğun bütün hayatını etkiler. 6 aylık bir çocuk bile iyi bir şey yaptığında anne babanın göz teması ile onu desteklemesi veya kaşlarını çatarak istemediğini belli etmesi bir ödül-ceza şeklidir. "Kesin ve açık kurallar olmazsa, çocuk dik kafalı ve afacan olur. Mutsuz ve güvensiz olmanın yanı sıra sevilmediği hissine kapılır. Daha da kötüsü sınırlarını ve kontrolünü inkar eder- bazen bunu çok sinirli bir şekilde yapar."     Zig Ziglar.

Aslında günlük akıp giden hayat içerisinde anne babalar farkında olmadan çocuklarını ödüllendirmekte veya cezalandırmaktadırlar.  Bazı

durumlarda ise çocuklar hatalı ve yanlış bir şey yaptığı ve en önemlisi bunu tekrarladığı zaman anne babaların tepkisiz kalması o yanlışın devam etmesini sağlamaktadır.      Zamanında müdahale edilmeyen hata devam edecek veya sekil değiştirebilecektir.

Bazen de anne babanın yersiz ve aşırı tepki ortaya koyması veya tutarsız bir şekilde cezalandırması çocuktaki sıkıntıyı artırmakta ve yeni davranış sorunlarının ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır.

 

Ayrıca devamlı kontrol edilmeye çalışılan ve bu kontrol havası içerisinde gerginliğe itilen çocuklarda da psikolojik sorunlar ortaya çıkabileceği göz önünde tutulmalıdır. O nedenle bebekken dahi anne babanın çocuğa uyguladığı cezalandırma şekli önemlidir. Ve çocuğun kişilik gelişiminde , sosyal gelişiminde ciddi tesirler bırakır. Cezalandırmanın aşamaları ve özellikleri nasıl olmalıdır

1-   Çocukların ilk yaptığı hata eğer çok büyük sonuç doğurmayacak şekilde ise uyarı şeklinde (bu da bir cezalandırmadır ) anne babanın müdahalede bulunması gerekir. Bu yeri geldiğinde anlık bir kaş çatılması seklinde de olabilir. Bu çocuğa mesaj olarak yaptığı davranışın onaylanmadığı tepkisinin iletilmesidir.

2-   Yapılan hatanın şiddeti artmış ise ve/veya tekrarlayan hatalar ise çocuk ile yaşına uygun bir şekilde bu durumun hatalı olduğu ve doğrusunun ne olduğu , davranışın tekrarı halinde zararının neler olacağı konuşulmalıdır. Bu açık olarak sizin tarafınızdan bu davranışın istenmediğinin belirtilmesidir.

3-   Yapılan hatanın devamı durumunda , hatanın büyüklüğü ne olursa olsun anne baba tekrar çocuğu ile sevgi ve ılımlı bir ortam oluşturarak , çocuğa yönelik aşırı tepki ve yargılamadan kaçınarak konuşmalı ve çocuğa bu davranışın tekrarı halinde ne türlü cezaları alabileceğini belirtmelidir. Burada da çocuğun yaşı önem kazanmak ile birlikte anne babanın bu durumu onun ile konuşma tarzı ve üslubu önemlidir. Kesinlikle durum mücadele ve tartışma ortamına dönüştürülmemelidir. Çünkü bu ortam iki tarafa da zarar verecektir, ilerleyen dönemlerdeki ilişkiyi zedeleyecektir.

4- Konuşma ve söylenen cezalandırılma ikazlarına rağmen devam eden yanlışlarda anne babanın ısrar ile bahsettiği cezayı uygulaması gerekir. Burada Hemen şunu belirtelim ; anne babalar kesinlikle yapamayacağı cezalandırma yöntemini çocuğa söylememeli , ancak cezalandırmayı yapmak istemedikleri veya yapamadıkları zamanda hafifletici sebepler ile bir karşılık sonucunda affetmelidirler ( örn:ceza olarak dışarı parka götürülmeyecek çocuğa , odanı toparlarsan senin cezanı affedebilirim demek gibi ). Cezalandırmanın şekli ise burada önem kazanmaktadır. Biz çocuk psikiyatristlerinin önerdiği cezalandırma yöntemi , çocuğun sevdiği şeylerden mahrum edilmesi şeklindedir. Fiziksel cezaların çocuklara uygulanması son derece sakıncalıdır ve çocukların anne baba ile ilişkisini zedelemekte ve ortamı daha gergin hale getirmektedir. Veya erken yatma, odasında yalnız olarak iki-üç dakika beklemesi gibi basit cezalandırma tekniklerinin kullanılması da uygun olur. Ama cezalandırılma sırasında çocukların gururu incitilmeden ve özgüvenleri zedelenmeden uygun bir dil ve takdim ile bunun yapılması gerekir.

 5-   Aldığınız bütün önlemlere rağmen önüne geçilemeyen sıkıntılar için anne babaların bir uzmana başvurmayı ihmal etmemeleri gerekir. Çünkü bu durumlarda davranış bozukluğu, karşı gelme bozukluğu,  dikkat eksikliği ve hiperaktivite durumu , çocukluk çağı

depresyonları , uyum güçlükleri gibi sorunlar eşlik ediyor olabilir.

Ek olarak sunu söylemek gerekir ki aşağıda sayacağımız etkenler çocukların cezaya verdikleri tepkiyi ve cezalandırma sonucu elde edilmek istenen olumlu sonucu değiştirecektir. ;

 

a-   anne babanın cezayı takdim şekli ,

b-   daha önceleri çocuğa verdikleri eğitim ,

e-  anne baba harici etkili kimselerin durumu(büyük anne büyük baba vb),

d-   sosyal çevrenin özellikleri ,

e-  okul çevresi ,

f-  anne babanın birbirlerini desteklemeleri,

g-  anne babanın kişilik yapıları ,

h-  çocuğa olan yakınlık dereceleri ,

i-    arkadaş çevresi ,

j-    büyük veya küçük kardeşin tutumu ,

anne babanın daha önce tutarsız cezalandırma şekilleri vb. Bütün bunlar göz önünde bulundurulmalı ve sonuç bunlar değerlendirildikten sonra beklenmelidir.

 

EN GÜZELİ SEV6İYLE DİSİPLİN

O hayatta en sevdiğiniz varlık. Ama onun yaramazlıkları, söz dinlemezlikleri karsısında kimi zaman çaresiz kalıyorsunuz. Ona karsı çeşitli disiplin metodları uyguluyorsunuz; azarlıyorsunuz, hakaret ediyorsunuz belki de hiç yapmamanız gerekenleri yapıyor karanlık odalara kapatıyor ya da dövüyorsunuz. Bu davranışlarınız onun benliğinde derin yaralar açıyor. Size karsı hırs duymaya başlıyor. Ve yapma dediklerinizi, inadına daha fazla yapmaya başlıyor. Peki bu durumda ne yapmalısınız? Hiç "sevgiyle disiplin" kurmayı denediniz mi? Sevgi bir çok kapıyı açtığı gibi çocuğunuzla aranızda çözümsüz sorunların da kapısını açacaktır. Peki bunu nasıl yapabilirim? diye soruyorsanız size bir kitap önerebiliriz. Bu konuda yazılmış en nitelikli ve anlaşılır kitaplardan biri olan Fitzhugh Dodson'un Kuraldışı Yayınları'ndan çıkan "Sevgiyle Disiplin" isimli kitabi açıklamalarıyla

ve örnekleriyle anne ve babalar için bir başucu kitabı niteliğinde. Bu kitap sayesinde, doğumundan 21 yasma gelinceye değin çocuğunuz üzerinde en etkili disiplin yöntemini "sevgiyle disiplini" uygulayabilirsiniz. Bu kitabın "Ödüllendirme Sistemi" isimli bölümünü sizlere sunuyoruz.

 

ÖDÜLLENDİRME SİSTEMİ

Çocuğunuza "doğru davranışlar" öğretmek için en etkili yöntem "Pozitif ödüllendirme"dir. En etkili yöntem olmasına rağmen ne yazık ki anne babalar tarafından da en az kullanılanıdır. Şimdi "Pozitif Ödüllendirme"nin hayvan eğitimi üzerindeki etkisini gösteren bir örneğini inceleyelim: Eskiden Los Angeles yakınlarında  "Japon Hayvanat Bahçesi" denilen bir park vardı. Bu parkın görevlilerinden, hayvan psikologu Dr. Leon Smith, Japonya'nın Hokkaido adasından gelmiş vahşi ayılara basketbol oynamayı öğretmişti. Vahşi ayılar, adadan geldiklerinde doğal olarak basketbol hakkında fazla bir şey bilmiyorlardı. Dr. Sminth, yine de ayılara bazı anne babaların yaptığı gibi ne bağırdı ne nutuk çekti ne de onları dövdü. Ne mi yaptı? Pozitif Ödüllendirme sistemini esas aldı. Yöntemi şöyleydi: /Ayinin kafesin içindeki basket potasına doğru yaptığı en küçük hareket bile ufak bir parça etle ödüllendiriliyordu. -Ama kafesin diğer tarafına doğru giderse ne ödül ne de ceza veriliyordu. Dr. Smith, bu sistemi ayılar basketbol potasının yanına gelene kadar her gün sürdürdü. Daha sonraki etaplardaysa ayıları topu yerden aldıklarında, potaya götürdüklerinde ve basket attıklarında ödüllendirdi. Anlaşılacağı gibi bu gelişmelerin hiçbiri tek bir derste gerçekleşmedi. Ama eğitimleri tamamlandıktan sonra Dr. Smith ne zaman kafesinin içine bir top atsa ayıların biri koşup topu yakaladı ve potaya attı. Bu örnek basit olmasına rağmen anne babalar için çok önemli noktaları vurgulamaktadır. Dr. Smith'in neler yaptığını birlikte gözden geçirelim: İlkönce, ayılardan hangi davranışları beklediğine karar verdi. /Ayıların topu alıp, basket atmayı öğrenmelerini istiyordu, bunun dışındaki tüm hareketler doktora göre istenmeyen davranıştı, ikinci olarak, yapılmasını istediği hareketler için bir ödül kararlaştırdı; bir parça et. Üçüncü olarak, ödülleri en son aşamada, ayı basketi attığında değil de, küçük miktarlarda her aşamada verdi. Bu küçük adımlar. Dr. Smith'e vahşi ayılara basketbol oynamayı öğretme başarısını getirdi.

Özetlersek, Pozitif ödüllendirme sisteminin ana fikri; "İstenen davranışlar daima ödüllendirilmelidir ama istenmeyen davranışlara ödül yoktur, ödüllendirilen davranışlar ise genellikle tekrarlanır."

 

 

  ALTIN ARAMAK

Bir zamanlar Andrew Carnegie Amerika'nın en zengin adamıydı. Vatanı İskoçya1 dan Amerika 'ya küçük bir çocukken geldi, şaşılacak derecede garip işler yaptı ve sonunda Birleşik Devletler' in en büyük çelik üreticisi sıfatını kazandı. Bir zamanlar kendisiyle birlikte kırk üç milyoner çalışıyordu. O günlerde milyonerlik pek sık rastlanan bir unvan değildi; daha açıklayıcı olmak gerekirse, o günün bir milyon doları günümüzün yirmi milyon dolarına eşitti.

Bir gazete muhabiri Carnegie' ye "kırk üç milyoneri nasıl işe alarak çalıştırdığını" sordu. Carnegie, bu adamların hiç birinin onun için çalışmaya başladığında milyoner olmadığını, onunla çalışarak bu günkü servetini edindiğini söyledi.

Muhabirin ikinci sorusu şuydu: "Bu insanları nasıl geliştirdiniz ki sizin için bu derece değerli kişiler oldular ve siz onlara bu kadar çok para verdiniz?" Carnegie, insanların da madenden çıkarılmış altın gibi olduklarını söyleyerek yanıtladı bu soruyu. Altın madenden çıkarıldığında, bir ons saf altın elde edebilmek için üzerinden bir ton pisliğin ayıklanması gerekir fakat madene giren kişinin amacı pislik çıkartmak değildir, bu kişi madene altın için girer.

Bu anne-babaların olumlu ve başarılı çocuk yetiştirmek için geliştirmeleri gereken yöntemin ta kendisidir. Kusurlara, çirkinliklere ve sakatlıklara bakmayın, kafanızı takmayın. Altına bakın, pisliğe değil; iyiye bakın kötüye değil. Hayatın olumlu yönlerini görün. Her şey gibi, çocuklarımızda da ne kadar çok iyi nitelik görmeye çalışırsak, o kadar çok iyi nitelik buluruz.

Bazı anne babalar yalnızca iyi davranışları ödüllendirme metodunu uygularken, bazıları da bilmeden bunun tam tersini uygular. Farkında olmadan, çocuklarını istenmeyen davranışları için "ödüllendirirler" böylece çocuklara aslında kendilerinden beklenenin tam tersini öğretirler. Milyonlarca anne baba çocuklarına bilmeden kötü insan olmayı öğretmektedir! Bir çok çocuk anne babasının istediği gibi davrandığında ödüllendirilir mi? Kucaklanıp, aferin denilir mi? Hayır! Zaten öyle davranması gerekiyordu diye düşünülür ve hiçbir şey söylenmez. Burada gözden kaçan; iyi davrandığında ödüllendirilmeyen çocuğun "Nasıl olsa aldırmıyor" diyerek bu davranışını tekrarlamamaya yönlendirildiğidir. Bir de bu durumun tersini düşünelim: Çocuk iyi davranmak yerine, arkadaşına vurur, çorbayı isteyerek yere döker, kız kardeşine eziyet eder, annesinin çantasından para çalar, hiçbir şekilde itaat etmez, özetle, yapılmaması gereken yüzlerce davranıştan birkaçını sergiler. Bunun sonuncunda ne olur? Olumlu davrandığında ona aldırmayan anne babası yapmaması gereken davranışlar sergilediğinde hemen bütün dikkatlerini çocuklarına veriler. Onu azarlar hatta tokatlarlar. Anne babaların bu davranışını ben "Erimiş Çikolata Kanunu'na karşı gelmek" diye adlandırıyorum. Eğer ikisi arasında seçme şansı verilirse, çocuk tabii ki erimemiş çikolataya, erimiş çikolataya tercih edecektir. Ama erimemiş çikolata yoksa erimişine "hiç yoktan iyidir" diye razı olacaktır. Aynı şekilde anne babasından ilgi görmeyen çocuk, hiç yoktan iyidir anlayışıyla azar işitmeye razı olacaktır. Bir çocuk için ne şekilde olursa olsun ilgi görmek en önemli şeydir. Anne babanın kızgınlığı çocuğa ödül etkisi yapar, istemeden de olsa çocuklarına, kardeşine eziyet etmeyi, arkadaşları ile kavga etmeyi, para çalmayı ve daha yapmaması gereken pek çok şeyi öğrenir. Sonuçta pek çok anne baba çocuklarına öğretmek istedikleri şeylerin tam zıddını öğretir, ödüllendirmeyerek, çocuklarının iyi davranışlarını köstekler, cezalandırarak da (negatif ilgiyle) kötü hareketlerini bilmeden destekler. Başka anne babaların düştüğü hataya düşmemek için ne yapmalıyız? Emekleme döneminden başlayarak ergenlik çağına kadar uygulayacağınız bir ödüllendirme sistemi geliştirmeliyiz. Bazılarınız, "Ama benim çocuğum sekiz yaşına geldi bile, şimdi ne yapacağım" dediğini duyar gibiyim. Endişelenmeyin. Çocuğunuz hangi yaşta olursa olsun, bu sistemi uygulayabilirsiniz. Ama ne kadar erken başlarsanız sizin için o kadar kolay olur. örneğin, delikanlılık çağına ulaşmış bir çocuk (ergenlik psikolojisinin doğal bir sonucu olarak ) anne ve babasının her söylediğine karşı çıkacağı için işiniz çok zorlaşabilir. Bu bölümde, ödüllendirme sisteminizi nasıl kurabileceğinizin genel bir özeti, daha sonraki bölümlerde ise değişik yaşlarda uygulanabilecek değişik bakış açıları yer alacak. Diyelim ki sekiz yaşında bir çocuğunuz var ve siz ödüllendirme sistemini ilk defa olarak denemek istiyorsunuz. Nereden başlamalısınız?

 A)  ilk olarak, çocuğunuz davranışlarını ve duygularını ayrı-ayrı

değerlendirmeye çalışmalısınız. Bir çocuğun duyguları derken; sevgi, sevinç, heyecan, öfke, keder ve korkudan bahsediyorum. Duyguları sadece çocuğunuza ait bir dünyadır. Onları ne etkileyebilir ne de değiştirebilirsiniz. Heyecanlanmak, korkmak, üzülmek veya kızmak çocukların elinde değildir. Hiçbir çocuk duygularından sorumlu tutulamaz. Çünkü duygular davetsiz misafir gibidir. Davranışlar, ancak dışarıdan izlenebilir ve kontrol altında tutulabilir. Örneğin; öfkelenmek çocuğun elinde değildir ama kızdığında arkadaşının gözüne kum atmak, kardeşine vurmak ya da oyuncak çalmak elindedir. Anne babalar çocuklarının duygularını kontrol altına alıp yönlendiremezler ama hareketlerini hem kontrol altına alabilirler hem de büyük ölçüde yönlendirebilirler. Çocuğunuza uygun bir ödüllendirme sistemi oluştururken, duygularını değil hareketlerini yönlendirmeyi amaçlıyoruz.

B)    Dikkat edilmesi gereken ikinci nokta; çocuğun sadece tanık olduğumuz hareketlerini hedef almaktır. 6özle görülmeyen, elle tutulmayan olaylarda anne baba etkili olamaz. Örneğin: kliniğime gelen anne babalara "çocuğunuzun sizi tedirgin eden yönleri nelerdir? Hangi davranışlarının değişmesini istersiniz?" diye sorduğumda, genellikle "sorumluluk sahibi değil" yanıtını alırım. Onlara "sorumluluk" ya da "saldırganlık" kavramlarının soyut olduğunu açıkladığımda ise sözlerini, "eşyalarını dolaba asmak yerine yerlere atıyor" ya da kardeşini dövüyor" olarak değiştirirler. Bu noktada elinizde, çocuğunuza uygun ödüllendirme sistemini oluşturabilmek için çok değerli iki kural vardır.

Birincisi; sisteminizi çocuklarınızın duyguları değil hareketleri üzerine kurmak,

ikincisi ise; ödüllendirme sistemini sadece elle tutulur, gözle görülür davranışlara uygulamaktır.   Uyulması gereken genel kurallar bunlardır. Şimdi konuya daha fazla açıklık getirmek için hayali örneğimiz olan sekiz yaşındaki bir çocuk için iyi ve kötü karakter özellikleri oluşturalım. Sisteminizi oluştururken, üç ayrı liste yapmanızda fayda var: A: Onayladığınız ve devam etmesini istediğiniz davranışlar. B. Azalmasını istediğiniz davranışlar. C. Daha fazla yapmasını istediğiniz davranışlar. Bu üç listeyi söyle hazırlayabilirsiniz:

 

A.   Onayladığınız ve devam etmesini istediğiniz davranışlar

1.    ilginç sorular sorması. (Bu özelliğinin ona okul hayatında başarı sağlayacağını biliyorsunuz.)

2.   Ev islerine yardımcı olması. (Ama her zaman değil!)

3.   Ara sıra sizi kucaklayarak sevgisini göstermesi.

4.   Yakın arkadaşı ile kavga etmeden uzun süreli oyunlar kurabilmesi.

5.  Giysilerini dolabına asması. (Bazen!)

 

B.   Azalmasını istediğiniz davranışlar

1.    Altı yaşındaki kardeşi ile ağız dalaşı başlatması.

2.    Kardeşine vurması.

3.   istediğini elde edemeyince bağırması.

4.   Bazen itaatsizlik etmesi.

 

 C.   Daha fazla yapmasını istediğiniz davranırlar

1.    Giysilerini dolabına asması.

2.   Ev ödevini ihmal etmemesi.

3.    Kardeşi ile kavga etmeden oynaması.

4.   Yatağını toplaması.

İlk listedeki maddeler çocuğunuzun zaten yaptığı şeylerdir, sizin yapacağınız, bu davranışlar için bir ödül saptamaktır. Unutmayın; "ödüllendirilen davranışlar mutlaka tekrarlanır, "önemli olan çocuğunuzun ödüllendirilecek davranışlarını düzenli olarak tekrarlaması değil her tekrarladığında ödüllendirilmesidir. örneğin, giysilerini dolaba her gün değil de haftada iki kere asıyor diyelim; siz de o zaman onu iki kert ödüllendirerek bu hareketini tekrarlama isteğini güçlendiriniz.

Pozitif ödüllendirme sistemi oturmuş iyi alışkanlıklar oluşturmaya yöneliktir, iki türlü ödül vardır. Manevi olanlar, taktir etme, öpücük, kucaklama vb. ödüllerdir. Sisteminize erken yaşta başlarsanız, isinizin çok kolaylaştığını ve manevi ödüllerin hemen her zaman yeterli olduğunu, maddi ödüle ancak çok özel durumlarda ihtiyaç duyduğunuzu göreceksiniz. Örneğin, sekiz yaşındaki çocuğunuz ilginç bir soru sorduğunda: hemen, "Ne kadar akılıca bir soru, bunu düşünmek için çok akıllı olmak gerekir" diyebilirsiniz. Eğer evde size yardımcı olduysa, yine buna benzer iltifatlarda bulunabilirsiniz. Ya da son zamanlarda size özellikle yardim ediyorsa, "Bugünlerde bana çok yardımcı oldun, ben de sana bir şey ikram etmek istiyorum, hadi dondurma yemeye gidelim" diyebilirsiniz. Eğer, eve çağırdığı arkadaşı ile uzun süre güze güzel oynadılarsa, "çocuklar, çok güzel oynuyorsunuz, aferin, hadi dondurma yemeye gidelim" diye bir sürpriz yapabilirsiniz. Çocuğunuz, istediğiniz bir davranışı öğrenirken, başlangıçta her sefer onu ödüllendirmeyi ihmal etmeyin. Yapması gerekeni öğrendikten sora ise onu aralıklarla ödüllendirmediniz. Örneğin, arkadaşı ile kavga etmeden oynadığı için her seferinde onu ödüllendirmeyin. Bunu beklemediği bir zamanda yapın. Eğer, "Bizi birlikte güzel güzel oynadığımız halde niçin dondurma yemeye götürmüyorsun?" diye mızmızlanırsa; "Özel ödüller özel zamanlar içindir" demekten kaçınmayın, ödülün zamanını ve şeklini çocuk değil siz kararlaştırmalısınız.

Çocuğunuzun arzu edilen davranışlarını ödüllendirmek sadece onu bu davranışları tekrarlamaya yönlendirmez, sizin üstünüzde de olumlu etki yapar. Siz de sürekli ödüllendirebileceğiniz bir davranış aramaya başlarsınız. Böylece, bilinçaltınızda kendinizi pozitif olaylara konsantre olmaya alıştırırsınız. Ne yazık ki bazı anne babalar bunun tam tersini yapar; Çocuklarını cezalandırmak için izlerler. Siz böyle yapmayın! Çocuklarınızı iyi işler yaparken "yakalayın" ve onları ödüllendirin! Unutmamalısınız ki: "balla, sirkeyle yakaladığınızdan daha fazla sinek yakalarsınız." Dört yaşındaki çocuğu için benden yardım isteyen babayı örnek alalım: çok yaramaz olan bu çocuk, gittiği anaokulunda arkadaşlarını dövüp ellerinden oyuncaklarını alıyor ve hiç laf dinlemiyormuş. Babaya çocuğun olumlu yanlarını görmesini önerdim. Çünkü çocuğunda -cezalandırmak için- sürekli olumsuz öğeler aramak yerine onun iyi özelliklerinin de olduğunun farkına varmalıydı. Babaya su soruyu yönelttim: "Çocuğunuzun onayladığınız ve sürdürmesini istediğiniz davranışları nelerdir?" inanır misiniz, babası dört yaşındaki oğlu için söyleyecek olumlu tek bir şey bulamadı! O zaman fikrini değiştirmesi için şu noktalara dikkatini çektim: Oğlu anaokuluna her gün isteyerek ve severek gidiyordu, çok enerjikti, başka çocukların onu ezmesine izin vermiyordu. Bunları duyunca baba çocuğunun her hareketinin kötü olmadığının farkına vardı. Olumlu ödüllendirme sistemimize babayı bu konularda ödül vermeye teşvik ederek başladım. Hayatında babasından ilk defa olarak iltifat gören çocuk onu daha iyi dinlemeye başladı, sistem yerine oturduğunda babanın, çocuğunu naşı' ödüllendireceğini planladık. Şimdi yine- sekiz yaşındaki çocuk- örneğimize dönelim: onun iyi davranışlarından söz ettik, konu istemediğimiz ya da daha az yapmasını istediğimiz davranışlara geldi. Çocuğumuzun davranışlarını değiştirmek istiyoruz ve öğrenilmesi gereken davranışlar için ödüller belirlememiz gerekiyor. Her şeyden önce, çocuğumuzun ödül saydığı şeylerin; kişilerin, yerlerin, eşyaların ve aktivitelerin tam bir listesini çıkarmalıyız.

Aşağıda Dr. Paul Clement'in izniyle yayınladığımız, anne babaların doldurması gereken bir liste bulacaksınız. Ödüller (anne babalar için anket) Çocuğumuzu tam olarak anlayabilmemiz için onun önem verdiği kişileri, yerleri, eşyaları ve aktiviteleri bilmemiz gerekir. Bunları, aynı zamanda ödül olarak da kullanabiliriz, ister yeni öğrettiğimiz, ister daha fazla yapılmasını istediğimiz bir davranış olsun, eğer onu ödüllendirirsek bu davranış sıklıkla tekrarlanacaktır.

 

1.    Kişiler :Hafta içinde, çocuğunuzun en fazla zaman geçirdiği on kişinin listesini yapın. Zamanını en çok geçirdiği kişiyi ilk sıraya ikinci kişiyi ikinci sıraya vb. Ardından çocuğunuzun daha fazla zaman geçirmesi gerektiğine inandığınız kişilerin listesini yapın. Bu listeye, çocuğunuzun daha fazla zaman geçirmek isteyeceği kişileri de yazabilirsiniz.

2.   Yerler : Çocuğunuzun hafta içinde zamanını en fazla geçirdiği yerlerin listesini yapın. (Ev, sokak, mutfak, park, sınıf, odası vb.) Şimdi de çocuğunuzun daha fazla zaman geçirmek istediği yerlerin listesini yapın.

3.   Şeyler : Çocuğunuzun, hafta içinde en fazla zaman geçirdiği on şeyin listesini yapın. (Oyuncaklar, TV, evdeki hayvanlar, kitaplar, bisiklet, bebekler vb.)   Çocuğunuzun çok istediği halde sahip olamadığı ya da yapma şansının olmadığı şeylerin listesini yapın. Aşağıdaki listeye çocuğunuzun en sevdiği on yiyecek ve içeceğin adların yazın. Bu listeye seker, çikolata gibi her zaman yemesine izin vermediğiniz şeyleri de ekleyin.

4.   Aktiviteler : Çocuğunuzun hafta içinde en çok zaman ayırdığı

aktiviteleri sırasıyla yazın. (Televizyon seyretmek, kitap okumak, sporla ilgilenmek vb) Böyle bir listenin çocuklarınızı daha yakından tanımak için size yardımcı olduğunu göreceksiniz. Anne babalar, çocuklar hakkında genellikle bilinçli olarak bu listedeki gibi düşünceler üretmezler. Listeleri yaptıktan sonra bu dört ana maddenin çocuğunuzun hayatında ne kadar önemli bir yer tuttuğunu ve belki de bu maddelerin bazılarını ödül olarak kullandığınızı göreceksiniz. Anne babalara bu listeleri yaptırmamın en önemli nedeni, onlara, çocuklarının her birinin ne kadar özel olduğunu hatırlatmaktır. Her çocuğa uygulanabilecek bir ödül listesi yoktur. Bir çocuğa ödül görünen, diğer çocuğa ters etki yapabilir. Her çocuğun hoşlandığı kişiler, yerler ve aktiviteler farklıdır. Şimdi elinizde ödül olarak kullanabileceğiniz şeylerin listesi var. Çocuğunuzun, yapmamasını istediğiniz hareketlerinin listesine geri dönelim. Buradaki en önemli konu maddeleri tek tek çözümlemeye çalışmaktır. Diyelim ki artık kardeşi ile dövüşmemesini istiyorsunuz, önce, buna neyin sebep olduğunu bulmaya çalısın. Eğer her dövüşten sonra çocuklarınızdan birini ya da ikisini birden cezalandırıyorsanız, demek ki siz farkında olmadan "Erimiş Çikolata" ilkesini uyguluyorsunuz. Negatif ilginiz, istemediğiniz halde çocuklarınızı ödüllendiriyor ve onları dövüşmeye teşvik ediyor, ilk adım, negatif ilgiyi derhal keserek bu tarz ödüllendirmeyi durdurmaktır. Planınızın diğer yanının uygulayarak, çocuklarınızın arasındaki arkadaşlığı güçlendirmeye çalışın. Arkadaşça davrandıkları zaman çocuklarınızı ödüllendirerek bu duyguyu güçlendirmek istiyorsunuz. Bunun için aşağıdaki programı uygulayabilirsiniz: Sabah, çocuklar okula gitmeden önce bir ödül. Akşam yemeğinden sonra, değişik zamanlarda iki ödül. Ödüllerin en fazla etkili olduğu zaman, istenen davranışların yapıldığı andır. Size düşen görev sabah ve aksam çocuklarınızı dövüşmediği ve iyi geçindikleri zamanı bulmaktır! Daha önce söylediğim gibi anne baba olarak en büyük göreviniz; çocuklarınızı en iyi şekilde davranırken "yakalamaktır!" Böyle zamanlarda çocuklarınızı ödüllendirirken, "Sizi birbirinizle iyi geçinirken görmek çok güzel!" demeyi unutmayın. Artık "dövüşmedikleri zaman ödül, dövüştükleri zaman hiç bir şey" düzenini kurduk. Ama "Dövüşürken onları nasıl durdurayım?" dediğinizi duyar gibiyim. Bunun çözümünü kitabin ilerleyen bölümlerinde açıklamaya çalışacağım.

Aşağıdaki üç maddeden birine girmiyorsa, yapılması gereken, çocuklarınızı "kötü" davranışlarına aldırmamaktır. Kendine ve başkasına zarar veriyor; Eşyaya- eşyalara zarar veriyor;  Sizi sinirlendiriyor.

Bu üç kategoriye giren davranışların, çocuğun yaşına göre getirilecek çözümlerini kitabın ilerleyen bölümlerinde uzun uzun anlatmaya çalışacağım. Sakın beni yanlış anlayarak, "Çocuğunuz ne yaparsa yapsın aldırmayın!" dediğimi sanmayın. Çocuğunuz, duvarlara resim yapıyorsa ya da piyanonun üstüne ismini kazıdıysa, bunlar tabii ki durdurulması gereken davranışlardır. Benim bu bölümde vurgulamak istediğim; pozitif davranışları ödüllendirerek, (hele de erken yaşta başlarsanız) kurmak istediğiniz disiplin programında kendinize büyük kolaylık sağlayabileceğinizde. Sıkça duyduğum bir soru;"Bu çocuklara rüşvet vermek değil midir?" Kesinlikle HAYIR. Rüşvet: meşru olmayan bir iş yaptırmak için verilen para ya da armağandır. Bizim burada ödüllendirdiğimiz davranışlar, başkasının canını acıtmamak ödev yapmak, ortalığı toplamak gibi yararlı davranışlardır. Anne babalar çalıştıkları isten maaş ve ikramiye alırlar. Çocuğumuzu yaptığı iyi hareketler için ödüllendirirken biz de aynı mantığı kullanmalıyız. Kardeşine vurmamayı öğrenmeyi, ortalık toplamayı, ödev yapmayı "iş"e, bizlerin onlara verdiği ödülleri ise "maaşlara benzetebiliriz, İş yaparak kazanılan paraya nasıl "rüşvet" denemezse aynı şey çocuklarımıza verdiğimiz ödüller için de geçerlidir, ödüllerin arasını açarak, ara sıra ödül vermeye başladığımız da işe çocuğumuza ödül almaktan değil, sadece iyi bir iş yapmış olmaktan mutluluk duymayı öğretiriz. Amacımız; çocuklarımızın sorumluluk sahibi, kendi kendilerini ödüllendirebilen yetişkinler olmalarıdır. Pozitif ödüllendirme sistemini ne kadar çok kullanırsak, diğer disiplin yöntemlerine o kadar az ihtiyaç duyarız. Çünkü: başa çıkılması gereken kötü hareketler de o derece azalır.

 

KİMSE KİMSEYE YAŞAMAYI ÖĞRETEMEZ

Anne ve babaların kabul etmeleri gereken bir şey vardır ki, kimse kimseye yaşamayı öğretemez. Herkes hayatı kendi yasayarak öğrenir. Anne ve babalar kendi gençliklerini düşünürlerse, kendi yaptıkları hataların önemli bir bölümünün, büyükleri tarafından daha önce uyarıldıkları konularda olduğunu hatırlayacaklardır.

Genç insan hata yaparak bu dünya içinde kendi gücünün sınırlarını tanır. Bu anlamda her hata gelişme yolunda bir aşamadır. Bunun için iki şart vardır:

1-   Hatalardan ders alarak ileriye doğru bir adım atılması ve aynı hatanın tekrarlanmaması .

2-   Bütün hayatı içine alacak ve hayatın akışını olumsuz yönde etkileyecek

hatalar yapılmaması. Uyuşturucu kullanımı gibi.

Bütün anne ve babalar bu iki şartı göz önünde bulundurarak çocuklara

ve gençlere "kendi hatalarını" yapma, sonuçlarını yaşama ve hayatı

öğrenme şansı verilmesi gerektiğini içlerine sindirmelidirler.

Unutmayın ki, hoşgörü, karşınızdakini istediğiniz gibi olmaya

zorlamak değil, kendi istediği gibi mutlu olmasına imkan verme

büyüklüğüdür.

 

SON ÇOCUKLUKTA GELİŞİM (6-12 YAŞ)

Gelişimde her dönem kendine özgü ve belirli bedensel, zihinsel, duygusal ve toplumsal özellikleri taşır. Bireysel ayrılıklarla birlikte bu ortak özelliklerin bilinmesi bireyin eğitiminde izlenecek yolu belirler.

Bizde yaşlara göre bunları ele alacağız, böylece hangi yaş bizi ilgilendiriyorsa onu takip etmemiz daha kolay olacak.

 

               6 YAŞ ÇOCUĞUNUN DUYGUSAL VE SOSYAL GELİŞİMİ

1-   Günlük işlerde sorumluluk alır.

2-   Oyunu kuralına göre oynar.

3-   Başladığı işi bitirir.

4-   Kişileri ve eşyaları paylaşır.

5-   Büyüklerini memnun etmeye çalışır.

6-   Kendinden küçüklere karşı koruyucudur.

7-   Değişik arkadaşlar edinir.

8-   Haksızlığa uğradığı zaman kendini savunur.

9-   Adil olan cezayı kabul eder.

10- Korkularını söyler.

11- Kendisine yetişkin gibi davranılmasından hoşlanır.

12- Çok hızlı duygu değişiklikleri yaşar.

13- Meraklıdır

14- Heveslidir.

15- Affedicidir.

16- -Alçak gönüllüdür.

17- Okula gitme macerasından hoşlanır.

18- Hala okul öncesi çocuğu özelliklerini gösterir.

19-  Dengesiz, kurala karsı, isyankar bir tutum

20-  Karar verme güçlüğü, bir şeyin olumlu ve olumsuz iki yüzü arasında hızla

gelip gider.

 

                      7 YAŞ ÇOCUĞUNUN DUYGUSAL VE SOSYAL SELİSİMİ

1-   Mantıklıdır.

2-  Yumuşak başlıdır.

3-   Saçmalar.

4-   Hüzünlüdür.

5-   Hayalcidir.

6-   Ben merkezcidir.

7-   Toleranslıdır.

8-   Sıkılgandır.

9-  Yeteneklerini tekrar-tekrar prova etmek ve geliştirmek ister.

10- Arkadaş canlısıdır.

11- Endişelidir.

12- Kendi dünyasının kontrolünü elinde tutmak ister.

13- Küçük düşmekten korkar.

14- Şikayet eder

15- Küser

16- Kendini eleştirir.

17- Bir şeyler biriktirir

18- Olayların iç yüzünü kavrayabilir.

19- özveride bulunarak uzlaşır.

20- Çekingendir

21-  Tanımadıkları ile iyi geç inemez

22- Üretkendir.

23- Harekete geçmeden önce çekimserdir.

24- İç dünyasında çok aktiftir.

25- Kendini başkasının yerine koyabilir.

26- Anne-babasının sevgisine gereksinim duyar.

27- Övünür.

 

8-9 YAŞ ÇOCUĞUNUN DUYGUSAL VE SOSYAL GELİŞİMİ

1-   Daha çok bir yetişkine benzer.

2-   Yeni fikirleri sever.

3-   Gösteriden hoşlanır.

4-   Barış severdir.

5-   Coşkuludur.

6-   Anne-babasına bağlıdır.

7-   Giderek gelişen zekaya ve iç görüye sahiptir.

8-   Dik kafalıdır.

9-   Kendini ilgilendirmeyen konulara kulak misafiri olur.

10- Para ilgisini çeker.

11- Büyüyünce anne-babası gibi olmak ister.

12- Sevgisini gösterir.

13- övülmeyi bekler

14- Güvenilmeyi ister.

15- Bağımsızlığının peşindedir.

16- Eleştiriseldir.

17- Karşı cinse karşıdır.

18- Motor becerileri gelişmiştir.

19- Terbiyelidir.

20- Başkalarını düşünür.

21- Kendini kontrol eder.

22- Kendine güvenir

23- Dağınıktır.

 

9-10 YAŞ ÇOCUĞUNUN DUYGUSAL VE SOSYAL GELİŞİMİ

1-    Dost tavırlıdır.

2-   Kendi düşünce ve davranışlarını tahlil edebilir.

3-   Gergindir.

4-   Unutkandır

5-   Neşelidir.

6-   Kendine güvenir.

 7-   Güven duyabilir.

8-   Dürüsttür

9-   Gözlemcidir.

10- Arkadaşına uyar.

11- Anne-babaya gereksinimi vardır.

12- Bebeksi davranışlara geri döner.

13- Endişelidir.

14- Kolaylıkla cesareti kırılır.

15- Israrcıdır.

16- Kendini eleştirir.

17- Ev dışı etkinliklere bayılır.

18- Yeni ufuklar peşindedir.

19- Sporu sever.

20- Eli açıktır.

21- içtendir.

22- Kuralları sever.

23- Kötü kelimeler kullanır.

24- Karşı cinse karşıdır.

25- Kendini harekete geçirip. Eski yeteneklerini geliştirir.

 

 

 

10-11 YAŞ ÇOCUĞUNUN DUYGUSAL VE SOSYAL GELİŞİMİ

1-   Çocukluk dönemi bitişiyle tanışır.

2-   Düşünmeden hareket eder.

3-   Ağlamaklıdır.

4-   Ne dediğini bilmez kararsızdır.

5-   Grup tarafından kabul edilmek ister.

6-   Duygusaldır.

7-   Öfkelidir, çabuk kızar.

8-   Kendinden küçükleri eleştirir.

9-   ilginçtir.

10- Bir kahramana aşın ilgi gösterip.

11- Sosyaldir.

12- Dikkatsizdir.

13- Konuşkandır.

14- Ahlak prensiplerine göre davranır.

15- Meraklıdır.

16- Gururludur.

17- Grup çalışmasına uyar.

18- Başarı peşindedir.

19- Uysaldır.

20- Doğal ve ani tepki gösterir.

 

11-12 YAŞ ÇOCUĞUNUN DUYGUSAL VE SOSYAL GELİŞİMİ

1-   Huysuz, aksi ve geçimsizdir.

2-   Anne-babadan ayrılmaya çalışır.

3-   Rahat duramaz kıpır-kıpırdır.

4-   Konuşkandır.

5-   Gürültücüdür.

6-   Sosyaldir.

7-   Gülünçtür.

8-   Caziptir.

9-   Ergen gibi davranmak ister.

10- Duygu durumu hızlı değişir.

11- Kararsızdır.

12- Vicdanlıdır.

13- Sakardır.

14- Duygusaldır.

15- Taşkındır.

16- O mu bu mu diye sürekli düşünür.

17- Genellikle iyi karar verir.

18- Ben merkezcidir.

19- Mizahı sever.

20- Vericidir.

21- Taklitçidir.

22- Her şeyi para ile ölçer.

23- Bilgi vermekten hoşlanır.

24- Giyim ve davranışlarına özen göstermez.

25- Meraklıdır.

26- Rekabetçidir.

27- Eleştiriseldir.

28- Adil davranılmasını ister.

29- Anne-Babasının mükemmel olmadığını fark etmeye baslar.

 

 12-13 YAŞ ÇOCUĞUNUN DUYGUSAL VE SOSYAL GELİŞİMİ

1-   Ergenliğe dönüşme baslar.

2-   Büyük duygu salınımları görülür.

3-   Bağımlılık, bağımsızlık tartışmaları baslar.

4-   Mantıklı olmaya baslar.

5-   Uzun süre sonra sonucunu alacağı şeyler yerine içinde bulunduğu anı değerlendirmek ister.

6-   Yaşıtlarına bağlıdır.

7-   Temiz olmaya başlar.

8-   İyi olmak ister.

9-   Arkadaşlarıyla bir arada olmaya heveslidir.

10- Bilgi için açtır.

11- Soyut düşünür.

12- Anne-babadan uzaklaşır.

 

•     12 yaşına doğru çocuk muhakeme yeteneğini çok defa aşırı bir derecede belli etmeye başlar. Her şeyi mesele yapabilir. Bu onun çevresinde yeni güçlüklerle karşılaşmasını sağlar. Kendine yapılan hizmetleri verilen sözleri eleştirir.

•      Bu dönemden itibaren çocuk psikolojisi, erkek ve kadın psikolojisine terk etmeye başlamaktadır. Birey artık çocukluktan çıkmakta kendi cinsel özelliklerine adaptasyon sancıları çekmektedir.

•        Büyümenin kendisine sağladığı olanaklar karşısında yeni bir kişilik elde etme sorunu bu dönemin karakteristiğini oluşturur.

 

ERGENLİKTE ÇOCUĞUN DUYGUSAL VE SOSYAL GELİŞİMİ

Ergenliğin ilk yıllarında anne-babaların çocukları hakkında genellikle şöyle konuştuğu görülmektedir; asi, hırçın, evde huysuz, dışarıda sıkılgan, durgun ve dalgın, sorumsuz kendi basma buyruk, alıngan ve karamsar, ters ve olur olmaz şeye ağlıyor, ders çalışmıyor, kaide ve kuralları tanımıyor, küstahça konuşuyor.

Bütün bu davranışlar yetişkinleri kaygılandırsa da ergenliğin ilk yılları için normal sayılabilecek davranışlardır, ilköğretimin 6. sınıfından itibaren dengeli ve uyumlu ilkokul çocuğu gider ve yerine oldukça tedirgin, kuruntulu güç beğenen ve çabuk tepki gösteren bir ergen gelir.

1-    11 yaşından itibaren çocuklar çabuk sevinir, çabuk üzülür, birden sinirlenir ve olur olmaz şeyleri sorun yaparlar.

2-   Duygularının çok özel ve ölümsüz olduğuna inanırlar. En büyük aşkları o yaşamıştır. En büyük sıkıntıları o çekmiş, beğenilere, övgülere o erişmiştir.

3-   Derslere ilgisi azalmıştır. Çalışma düzeni bozulmuş ve tepkisinin ne olacağı önceden kestirilemez olmuştur. Çalışmak, başarılı olmak gibi sorumlulukları olduğunu unutur.

4-   Bencilleşir, istekleri artar, konan yasakları saçma,   kendine tanınan haklan ise yetersiz bulur. Evdeki kuralların çokluğundan ve sıkılığından hep yakınır durur. Anne babasının uyarılarına çabuk sinirlenir ve tepki gösterir, kabalaşır, ters cevaplar verir. "Bana karışamazsınız. Ben çocuk değilim" der. Onların duygularını, sevgilerini, ilgilerini gereksiz yere görür. Onların düşüncelerini eskimiş, zamanı geçmiş bulur. Onları beğenmez, hatta alay eder.

5-   Ailesinden yeterince ilgi ve sevgi görmemesi ya da böyle olduğunu sanması onu başka gurupların, çevrelerin ailesi ve çevresiyle sağlıklı iletişim kuramayan genç bu gereksinimi doyuracak başka ilişkiler kurar. Ailenin, yakın çevrenin uzantısı olmaktan kurtulmak için genç değişim ve yeni iletişim kaynakları arar. İletişim yaptığı kaynak ve kişilerin özelliğine göre; giyinmesini oturmasını, yürümesini, çalışmasını amaçlarını, inançlarını, dünya görüşünü, düşüncelerini etkileyen iletiler alır.

Gence her an değişik kaynaklardan gelen bu iletiler onun tarafından özdeşleştirilip kendisiyle bütünleştirilirse gencin kimliğini ve kişiliğini oluşturur. Gençlik çağında arkadaş grubunun genç üzerindeki etkisi gencin içinde bulunduğu bütün diğer gruplardan daha önde gelir. Evde anne-babasından anlayış göremeyen, onlarla çatışma içinde olan genç evde bulamadığı güveni arkadaş çevresinde arar. Onlara daha çok bağlanır ve benimser. Onlardan aykırı kalmamak için kendisine aykırı gelen düşünce, tutum, davranış ve eylemleri bile benimser. Kendilerine sırdaş ve dert ortağı ararlar. ( Günlük tutma bu dönemde yaygındır.) Argo konuşur. Arkadaş gurubundan ayrı düşmekten korkar. Evde arkadaşlarının eleştirilmesine kızar.

6- Sürekli bir gidiş geliş içindedir. Kabına sığmaz gibidir, evde durmak istemez. Eve akşamları dönüş saatine dikkat etmez. Gece sokağa çıkmak ister.

7-   Dağınık ve savruktur.

 8-   Evde ne bulursa yer, ayak üstü atıştırır.

9-   Gençlik çağı bağımsızlık çağıdır. Kendisi ve çevresiyle ilgili tüm kararlarda, bağımsız ve özgür olmak ister. Giyeceğine, yiyeceğine, eve geliş gidiş zamanına başkalarının karışmasını istemez. Alabildiğine bağımsız ve özgür yaşamak için her türlü çabayı gösterirken ailenin ekonomik durumunu görmezlikten gelir. Gençler evden kopar ve çevresine yönelir. Gençler için evde oturmak onlara işkence gibidir. Spora ilgi artar.

10- Sporda kazanılan başarı gencin kendine olan güvenini arttırır. Grup halinde yapılan sporlar, gencin yaşıtlarıyla kaynaşmasını sağlar.

11- Artık eski Ayşe, Aslı, Fatma, Sevda, Mehmet, Hasan, Ali gitmiş yerine ilgileri artmış, gelip geçici hevesleri çoğalmış, gürültülü müzik

dinleyen, süse ve giyime özen gösteren gençler gelmiştir. Genç kızlar kendilerine daha iyi bakmakta, ayna karşısında uzun zaman geçirmektedirler. Bazen bir sivilce genç kızların moralini bozmaya yetmektedir.

12- özel ve biricik olduklarını hissetmek isterler. Gençlerin bu dönemde en çok önem verdikleri şey; adam yerine konulmaktır.

13- Başkalarından daha önemli olduğu düşüncesi hakimdir. Kendisini evrenin merkezinde etkin ve güçlü gören genç, anne-babasını hatta öğretmenini etkisiz, güçsüz, yetersiz görmeye başlar. Bunu da hissettirir. Onlara duyduğu güveni azalır. Hatta onları eleştirir küçümser. Bu durumda aile yada öğretmen onunla güç kimde mücadelesine girmemelidir.

14- Bedensel gelişimin ardından ortaya çıkan zayıflık, şişmanlık, uzun boy. kısa boy gibi unsurlar problem olmaya başlamıştır.

15- Evde yalnız kalmayı isterler. Kendilerini kendi odalarına yada evin bos bir odasına kapatırlar. Kardeşlerini terslerler.

16- Film yıldızlarına veya isimleri ön Plana çıkan kişilere hayranlık duyarlar.

17- Telefon tutkusu başlar, arkadaşlarıyla uzun uzadıya konuşurlar.

18- Artık onlar birer genç kız ve delikanlıdırlar. Bir yandan büyümek için sabırsızlanırlar; ancak çocuksu davranışları da bırakamazlar.

Ergenliğin ilk yıllarında görülen bu kararsızlıkları ve tutarsızlıkları sağlıklı bir kişilik gelişiminin görünümü saymak gerekir. Bu olumsuz davranışlar benlik yapısının bir zorlama karşısında olduğunu göstermektedir. Ve zorlanmaların daha çok bağımsızlığa duyulan gereksinimlerin artışından ve cinsel uyanıştan kaynaklandığı söylenebilir. Bu dönemde genç, toplum içinde kendini aramaya, kişilik sınırlarını belirlemeye başlar. Kim olduğunu, ne olacağını, toplumdaki yerinin neresi olduğunu bulmaya çalışır. Bilinçli ve bilinçsiz olarak kişiliğini oluşturur. Ergenin yeni gereksinimlere doyum getiren aynı zaman da toplumsal kurallarla çelişmeyen davranışlar kazanıncaya kadar pek çok yanılgılar içine düşmesi doğaldır. Bu dönemde duygusal, dengesiz ve önseziden yoksun olurlar.

Eğer kişi bebeklik çağından başlayarak ergenlik yıllarına kadar getirdiği kişilik yapısında;

Temel güven duygusu yerine — güvensizlik,

Bağımsızlık yerine — kararsızlık,

Girişim yerine — güvensizlik, suçluluk.

Başarı duygusu yerine — yetersizlik duygusu ile yoğrulmuşsa ergenlik

çağının doğal bunalımları sırasında çok fazla zorlanacaktır.

Farklı ekonomik ve toplumsal düzeylerden gelen, kız ve erkek öğrenciler üzerinde yaptığımız anket araştırmaları, gözlem ve konuşmalar bunların

% 30' unun bedensel değişme ve gelişmeden kaynaklanan iletişim sorunları olduğunu ortaya koymuştur. Bu sorunlar sıklık sırasına göre,

•     Aşırı duyarlılık ve coşku. Mutlu, uysal, dengeli çocuğun yerini, kaygılı, tedirgin, dengesiz, uyumsuz genç alır. 6enç, bocalama ve kararsızlık içindedir. Duyguları, ilgileri çabuk değişir. Coşkuları ölçüsüz, sınırsız dengesizdir. Gençlik çağı, abartılmış aşırı, çabuk ve kolay değişen duygu kaymaları ve coşkularla yaşanır. 6enç kaygıdan mutluluğa, sevinçten sıkıntıya, kızgınlıktan taşkınlığa değişen duygu ve coşkularla iletişim kurar ve bu taşkın davranışlar bizi şaşırtabilir. Başkasının tatlı ve yumuşak bakışı, gülümseme, bir iki övgü sözcüğü onu mutlu eder. Asık bir yüz, sert mimik yada jest, kırıcı bir iki sözcük onu kaygının kızgınlığın, umutsuzluğun derinliklerine sürükler, İlgi ve sevgiyle iletişim kurduğu insanlara karşı bir süre sonra kin ve nefret duyar. Kızıp öfkelendiğini daha sonra beğenip yüceltir. Çekinip korktuğuna daha sonra sokulup yaklaşır. Kısacası gençlik çağının başlangıcı ruhsal bakımdan duyguların egemen olduğu çelişkili düşüncelerin ve davranışların bulunduğu bir geçiş dönemidir.

•    Utangaçlık, çevreden uzaklaşma,

•    Sorumluluktan kaçma,

•     Bilişsel (Bilgiyle ilgili) süreçlerde azalma. Aşırı duygu yoğunluğu ve coşku ; algı, dikkat bellek, düşünme, mantık gibi bilgiyle ilgili işlevleri olumsuz yönde etkiler. Başarı, çalışma ve yaratıcılıkta verim düşer.

•     Girişim yetersizliği, ilgisizlik olarak sıralanabilir.

Gençlerle anne-baba arasında ortaya çıkan ve kuşak çatışmasına yol açan durumları olayları tanımak amacıyla yaptığımız araştırmada, bu tür olayları, biçim ve içerik bakımından iki büyük grup içinde topladım.

 

BİÇİM OLARAK KUŞAK ÇATIŞMASI YARATAN DURUMLAR, OLAYLAR.

•     Eve dönüş ve yemek saati.

•     Çalışma, eğlenme, gezme zamanı

•     Giyinme ve süslenme biçimi

•     Sözlü ve sözsüz iletişim biçimi

•     Müzik dinlerken ve iş yaparken gürültü çıkarmak

•     Arkadaş seçimi, arkadaş ilişkileri

•     Kız-erkek arkadaşlığı

•     Büyüklere karşı saygı

•     Ekonomik olanaklar, para sorunu.

 

İÇERİK OLARAK KUŞAK ÇATIŞMASI YARATAN DURUMLAR, OLAYLAR.

     •     özdeşleşme, özerklik, sorumluluk anlayışından kaynaklanan düşünce farklılıkları

•     Hak ve görev kavramı.

•     Gelenek, görenek, din anlayışı ve yorumu

•     Seçerli değer yargıları.

•     Meslek seçimi

•     Başarılı ve saygın insanın tanımı

•     Müzik türü, dergi, günlük gazete, kitap seçimi

•     Dinlenen radyo, izlenen televizyon, seçilen video kasetlerinin türü ve  konusuna     ilişkin  görüşler.

•     Dünya görüşü, yaşam felsefesi.

•     Toplumun, ülkenin, insanlığın geleceğine ilişkin görüşler.

•     Ekonomik, ideolojik ve siyasal görüşler.

Kuşak çatışmasının olumsuz, sağlıksız boyutlara erişmesini önlemek sağlıklı bir iletişimle gerçekleşebilir.

 

ANNE-BABALAR BU DÖNEMDE NE YAPMALI. NASIL DAVRANMALI?

Kendinizi karşı tarafın yerine koyun. Onu anlamaya çalışın. Siz genç olsaydınız bu durumda nasıl davranırdınız?

Ona olan sevgi ve saygınızı belli edin. Zorlamayla bu dönemde hiçbir şeyi değiştiremeyeceğinizin farkında olun. Kırıcı, sert, yıkıcı davranışlarda bulunmayın.

Gençlik çağının fırtınalı ve zor olduğunu göz önünde tutun. Tutarlı davranın, kimi kez yerdiğiniz davranışlarını sonra övmeyin ya da övdüğünüzü sonra yermeyin. Onu ciddiye alın, verdiğiniz sözleri mutlaka tutun.

6encin yaşamı, giyinişi, süslenmesine ilişkin karar alırken durumu gençle tartışmak yerine onun düşünce ve önerilerine anlayış ve Saygı gösterin. Aile ve evle ilgili konularda ve sorunlarda gencin de düşünce ve önerilerini alıp ona da danışın. Yaptığı hatadan dolayı hemen ona aşırı tepki göstermeyin, bunun aranızdaki ilişkiyi sarsacağını bilin. Konuşma ve tartışmalar sırasında gencin doğru düşündüğü, gerçeği bulup söylediği durumlarda ona hak verin, düşünce ve önerisini gerçekleştirmek için ona yardımcı olun.

 

.     Gençlerle yapılan konuşma ve tartışmaları onları korkutarak ve yıldırarak kesmeyin.

•     gencin tutum ve davranışlarına biçim ve yön verirken "Benim gençliğimde" diye başlayan konuşma ve öğütlerden kaçının.

.     Sence bol-bol öğüt vermek yerine örnek davranışlar yapın ve örnek davranışları bulup gösterin.

•     Karşılaştığınız problemlerde onun sevdiği, değer verdiği kişilerden

istifade edin.

 

BU DÖNEMDE 6ENÇLER NE YAPMALI. NASIL DAVRANMALI?

 "Biz insanlara anne-babalarına iyilik etmelerini emrettik."

(Ankebut suresi 8 ayet)

"Anne-babanıza iyilik edin ve ihsanda bulunun ki, çocuklarınız da size itaat etsin ve saygı göstersinler." Uz. MUHAMMED (S.A.V.)

•     Kendinizi karşı tarafın yerine koyun. Anne-babanızı anlamaya çalışın. Kendi davranışlarınızı değerlendirirken; "siz anne-babanızın yerinde olsaydınız bu durumda nasıl davranırdınız?" diye düşünün.

•     Bütün amaç, beklenti ve isteklerinizin hemen o anda tümüyle gerçekleşmeyeceğini bilin.

•     Her yerde ve her zaman erişkin ve yetişkinlerden öğrenmeniz gereken bilgiler, deneyimler olduğunu kabul edin.

•     Konuşma ve tartışmalarda kırıcı ve sert olmaktan kaçının.

•     Engeller, sorunlar, zorluklar karşısında size destek ve yardımcı olacak insanların anneniz-babanız, yakınlarınız olduğunu unutmayın.

 

 

       BİR HİKAYE

Küçük Sevim, evlerinin önündeki rengarenk çiçeklerle süslü bahçeye girdi. Yüreği sevinçten hopluyordu. içinden; "<Annem çiçekleri sever; simdi bir demet yapıp götürsem kim bilir ne kadar sevinir? 'Kızım beni hatırlamış' diye yanağıma bir de teşekkür öpücüğü kondurur." Diye düşündü.

Bu mesut hayal içinde çiçekleri topladı. Onları küçücük elleriyle tek tek bir araya getirip demet yaptı. Anneciğini daha çok mutlu etmek için mutfağa koştu. Raftan bir bardak aldı. Çiçek demetini içine yerleştirdi. Sonda da su ilave etti.

Sevinçten zıplayarak mutfaktan çıkarken elindeki bardak kaydı; yere düşüp paramparça oldu. Çiçekler etrafa saçıldı. Annesi, yandaki odadan kırılan bardağın sesini duymuş, dışarı fırlamıştı. Küçük Sevim korkudan de diyeceğini bilemedi. Anne yerdeki cam kırıklarını görünce sinirinden deliye döndü. Ve küçük kızının niyetini sormadan dövmeye başladı. Kızcağız neye uğradığını şaşırmış, can havliyle, "Anneciğim ne olursun vurma!" diye yalvarıyordu. Kızgınlığı hala geçmemiş olan anne, hem bağırıyor hem de vuruyordu. "Seni eşek seni o güzelim bardağı kırarsın hal Bu dayak senin aklını başına getirir."

Takdir ve Öpücük beklerken, bir ton dayak yiyen küçük Sevim, annesine içinden kin beslemeye başladı. Ona bir daha çiçek hediye ettiğini gören olmadı.

 

PULSUZ DİLEKÇE

Sevgili Anneciğim , Babacığım : Bütün duygu ve düşüncelerimi dile getirebilseydim, size şunları   söylemek isterdim :

Sürekli bir büyüme ve değişme içindeyim . Sizin çocuğunuz olsam da sizden ayrı bir kişilik geliştiriyorum .

Beni tanımaya ve anlamaya çalışın .Deneme ile öğrenirim . Bana ayak uydurmakta güçlük çekebilirsiniz . Oyunda , arkadaşlıkta ve uğraşlarımda özgürlük tanıyın . Beni her yerde , her zaman koruyup kollamayın . Davranışlarımın sonuçlarını kendim görürsem daha iyi öğrenirim . Bırakın kendi işimi kendim göreyim . Büyüdüğümü başka

nasıl anlarım ?

Büyümeyi çok istiyorsam da ara sıra yaşımdan küçük davranmaktan kendimi alamıyorum . Bunu önemsemeyin . Ama siz beni şımartmayın . Hep çocuk kalmak isterim sonra . Her istediğimi   elde edemeyeceğimi biliyorum . Ancak siz verdikçe almadan edemiyorum . Bana  yerli yersiz söz de vermeyin.   Sözünüzü tutmayınca sizlere güvenim azalıyor .

Bana kesin ve kararlı davranmaktan çekinmeyin . Yoldan saptığımı görünce beni sınırlayın . Koyduğunuz kurallar ve yasakların hepsini beğendiğimi söyleyemem . Ancak , hiç kısıtlanmayınca ne yapacağımı şaşırıyorum . Tutarsız davrandığınızı görünce hem bocalıyor , hem de bundan yararlanmadan edemiyorum .

Öğütlerinizden çok , davranışlarınızdan etkilendiğimi unutmayın . Beni eğitirken ara sıra yanlışlar yapabilirsiniz .

Bunları çabuk unuturum . Ancak birbirinize saygı ve sevginizin azaldığını görmek beni yaralar ve sürekli tedirgin eder .

Çok konuşup çok bağırmayın . Yüksek sesle söylenenleri pek duymam . Yumuşak ve kesin sözler bende daha iyi iz bırakır . " Ben senin yaşında iken ..." diye başlayan söylevleri hep kulak ardına atarım .

Küçük yanılgılarımı büyük suçmuş gibi başıma kakmayın . Bana yanılma payı bırakın . Beni , korkutup   sindirerek , suçluluk duygusu aşılayarak uslandırmaya çalışmayın . Yaramazlıklarım için beni kötü çocukmuşum gibi yargılamayın .

Yanlış davranışım üzerinde durup düzeltin . Ceza vermeden önce beni dinleyin . Suçumu aşmadığı sürece cezama katlanabilirim.

Beni dinleyin . öğrenmeye en yatkın olduğum anlar . soru sorduğum anlardır . Açıklamalarınız kısa ve özlü olsun . Beni yeteneklerimin üstünde işleri zorlamayın . Ama başarabileceğim işleri yapmamı bekleyin . Bana güvendiğinizi belli edin . Beni destekleyin ; hiç değilse çabamı övün . Beni başkalarıyla karşılaştırmayın ; umutsuzluğa kapılırım .

Benden yaşımın üstünde olgunluk beklemeyin . Bütün kuralları birden öğretmeye kalkmayın ; bana süre tanıyın . Yüzde yüz dürüst davranmadığımı   görünce ürkmeyin . Beni köşeye sıkıştırmayın ; yalana sığınmak zorunda kalırım . Sizi çok bunaltsam bile soğukkanlılığınızı yitirmeyin . Kızgınlığınızı haklı görebilirim , ama beni aşağılamayın . Hele başkalarının yanında onurumu kırmayın . Unutmayın ki ben de sizi yabancıların önünde güç durumlara düşürebilirim .

Bana haksızlık ettiğinizi anlayınca açıklamaktan çekinmeyin . özür dileyişiniz size olan sevgimi azaltmaz ; tersine , beni size daha çok yaklaştırır . Aslında ben sizleri olduğunuzdan daha iyi ve daha değerli görüyorum . Bana kendinizi yanılmaz ve erişilmez göstermeye çabalamayın . Yanıldığınızı görünce üzüntüm büyük olur .

Biliyorum , ara sıra sizi üzüyor , belki de düş kırıklığına uğratıyorum . Bana verdikleriniz yanında benden istediklerinizin çok olmadığını di biliyorum . Yukarı da sıraladığım istekler size çok   geldiyse bir çoğundan vazgeçebilirim   ; yeter ki beni ben olarak seveceğinize olan inancım sarsılmasın .

 

Benden " Örnek   Çocuk " olmamı istemezseniz , ben de sizden kusursuz ana-baba olmanızı beklemem . Sevecen ve anlayışlı olmanız bana yeter .

Sizin çocuğunuz olarak doğmak elimde değildi . Ama seçme hakkım olsaydı , sizden başka kimsenin çocuğu olmak istemezdim .

Sevgiler.  Çocuğunuz.

 

 

SEV6İLİ ANNECİĞİM    

Daha karnındayken benimle konuştuğun ve bana arkadaşlık ettiğin için ,

"Doğduğun gün hayatımın en güzel günüydü."dediğin için ,

Pişiklerimi pudralayarak beni rahatlattığın için. Kocaman sarılmaların ve öpücüklerin için, Ben öğreninceye kadar sonsuz kere "anne... anne...anne..."yi tekrarladığın için,

Gömleğimin kollarını kullanmayayım diye burnumu silmek için elinde bir mendille peşimde koştuğun için.

Daima "Neden? Neden?Neden?" sorularını sormamı teşvik ettiğin için ,

Piyeste söylemem gereken tek satırı unutunca, seyirciler arasında oturduğun yerden fısıldayarak hatırlattığın için , Harika gülümsemelerin için ."Benim en iyi arkadaşım" olduğun için ,

Bana güvendiğin için,  uzaktan seven bir anne olmadığın için,

Hasta olduğum günlerde bütün gece başımda beklediğin için,

Benimle güldüğün .benimle ağladığın için, "Seni seviyorum" dediğin için, "Ben sana söyledim!" lerini dilinin ucuna gelse de yuttuğun için ,

Üniversiteyi kazanıp uzaklara gittiğimde.gözyaşlarını gizlemeden beni özleyeceğini söylediğin için,

Eğitimin bütün kilitli kapıları açacağını öğrettiğin için, İhtiyacım olduğunda daima orada olduğun için, Hiç bir şeyin kolay elde edilmeyeceğini,başarının çok çalışmak gerektirdiğini öğrettiğin için,

Hayatın en güzel yıllarını bana adadığın için, Bana sevgimi ifade etmeyi öğrettiğin için,

"Benim biricik annem sen olduğun için

TEŞEKKÜRLER..."

Ve hepsinden çok evrendeki" En iyi anne"olduğun için TEŞEKKÜRLER

 

BABACIĞIM BU MEKTUBUM SANA

 Senin şefkat  plan ve ufuk ile dopdolu olan bizden belki de sakladığın dünyanı keşfetmeye çalışıyorum. Halbuki içinde sakladığın, bazen de bastırdığın duygularını bana açsaydın, gözlerimin içine bakıp gülümseyip başımı okşayıp, bağrına bassaydın, Senin kıymetini büyüklüğünü daha erken anlayacaktım.

İltifatların ve fırçalarındaki ölçü ve denge bana sarsılmaz bir karakter kazandırdı bir başarımı fark edip  iltifat etmen belki senin bir dakikanı alıyor fakat onun mutluluğu ve rüzgarı beni ömür boyu etkiliyor ve (babam şöyle yapmıştı,demişti) diyerek bu kıymetli hediyeni ömür boyu kullanıyorum.

 

Sevilmek ve sevildiğimi hissetmek istiyorum. Sen bana sevgini gösterdikçe, sana daha yakınlaştım. Gördüm ki; kalbin bizim sevgimiz ve geleceğimizle ilgili ve dopdolu.  Beni dinlemeni ve bana kıymet verip sırdaşım, arkadaşım gibi olmanı arzu ediyorum. İhtiyaçlarım, ve sıkıntılarımı sana rahatça söyleyebilmeliyim. Doğru ve yanlısı öğrenmeli ve ikna olmalıyım. 

 

Yoksa inanmadığım emirlerini yapmakta zorlanıyorum ve bunlar bende kalıcı alışkanlıklar haline gelmiyor.

Eğer hatalarımı düzeltmek için dayak yolunu seçseydin korkar , siner, donuk bakışlı ,içine kapanık bir insan olur, sokaklara belki köprü altlarına doğru yuvarlanır giderdim. Ne olur günde bir dakika bile olsa bana gülümseyerek başımı okşayarak beni kucaklar mısın ?

          

Ölçülü şekilde elimi tuttun, çok fazla ve gereksiz   iltifatlarda şımartmamaya otorite kurma uğruna gereksiz mesafe bırakmamaya gayret ettin,  

 

 

SENİ UYURKEN SEYRETTİM

Sevgili çocuğum, seni uyurken seyretmek, nefes alışını duymak için sessizce odana girdim. Gözlerin kapalı.huzur içindesin. Sarı buklelerin melek yüzünü çerçeveliyor. Bir kaç dakika önce çalışma odamda çalışırken birdenbire içimin sıkıldığını fark ettim. Dikkatimi işime veremedim ve bu yüzden sessizce seninle konuşmak üzere odana geldim.

Bu sabah, yavaş giyindiğin için sabırsızlanıp, sana söylendim. Yemek fişini kaybettiğin için seni azarladım ve kahvaltı ederken gömleğine süt döktüğün için sana sert sert baktım. "Yine mi?" dedim, içimi çekerek ve başımı kızgınlıkla iki yana salladım. Sense bana bakıp, tatlı tatlı gülümsedim ve bana "Hoşça kal, anneciğim!" dedin.

Öğleden sonra, sen odanda oynayıp,yatağına dizdiğin oyuncaklarına bağıra çağıra şarkı söylerken, ben telefon konuşmalarımı yapıyordum. Sana sessiz olmanı işaret ettim, sonra yine bir saat kadar telefonda konuştum. Daha sonra bir asker gibi sana emir verdim, "Oyalanıp durma, çabuk ödevini yap!" Bana "Peki, anneciğim." dedin ve hemen çalışmaya koyuldun. Sonra da odandan hiçbir ses gelmedi.

Akşam ben masamın başında çalışırken, korkarak yanıma geldin ve bana umutla, "Anneciğim, bu gece kitap okuyacak mıyız?" diye sordun. Sana kesin bir dille, "Bu gece olmaz." dedim, "Odan hâlâ karmakarışık! Sana kaç kez anımsatacağım odanı toplamanı!" Başın önünde, odana gittin. Çok geçmeden geri geldin ve kapının yanından bana bakınca, "Şimdi ne istiyorsun?" diye sordum aksı bir ses tonuyla.

Hiçbir şey söylemedin. Yanıma geldin, boynuma sarıldın ve beni öpüp, "İyi geceler, anneciğim. Seni seviyorum!" dedin. Sonra da aceleyle odana gittin.

Daha sonra, duyduğum vicdan azabı nedeniyle, boş-boş masama bakarak uzun bir süre oturdum. Acaba neden böyle davrandım, diye düşündüm. Beni kızdıracak hiçbir şey yapmamıştın. Sadece büyümeye ve öğrenmeye çalışan bir çocuk gibi davranmıştın. Bugün yetişkinlerin sorumluluklarla dolu dünyasında kendimi kaybettim ve sana harcayacak enerjim kalmadı. Bugün sen benim öğretmenim oldun, beni öpmeyi, bana iyi geceler dilemeyi unutmadın ve üstelik ruh halimin iyi olmadığını fark edip, parmaklarının ucunda gezindin.

Şimdi seni uyurken seyrediyorum ve bugünü yeni baştan yaşamak istiyorum. Yarın, ben de sana, bugün senin bana gösterdiğin anlayışı göstereceğim, böylelikle belki gerçek bir anne olabilirim.


Uyandığında sana sıcacık gülümseyip, okuldan geldiğinde
sana moral vereceğim ve yatmadan sana kitap okuyacağım. Sen gülünce gülüp, sen ağlayınca ağlayacağım. Kendime daha büyümediğini, bir çocuk olduğunu ve senin annen olmaktan mutluluk duyduğumu anımsatacağım. Bugün senin anlayışlı davranışın bana çok dokundu ve bu yüzden gecenin bu saatinde sana teşekkür etmeye geldim, çocuğum, öğretmenim ve arkadaşım olduğun ve bana gösterdiğin sevgi için.               

                                                                                              Diona Loomons

cocukterbiyesi@hotmail.com